Bugünlerde önüne geçilmesi gereken 3 mesele vardır: Birincisi bireysellik, ikincisi özgürlük, üçüncüsü benim tercihim kelimeleridir. Bu kavramlar çok değerli, çok kıymetli ve her toplumda dibine kadar yaşanması lazım olan kavramlardır. Lakin nasıl olmalıdır?
Bu kavramları parlatanların amaçlarını düşünmek lazım, bu bir. Karakterli, özgün, kendine güvenen, cesur insanların oluşturacağı bir toplum tüm dünya milletlerine meydan okuyabilir. Lakin modern, çağdaş, seküler sistemin sahipleri, masum, kendi kültürleriyle mutlu memleketinde emniyet içinde yaşayan insanları serbest bırakırlar mı?
Hani bir zamanlar derlerdi ya "Türkiye, Türklere bırakılmayacak kadar önemlidir!" Bu anlamda küresel sistemin tanrıları(!), “diğer insanlar kendilerine bırakılmayacak kadar değerlidir bizim için” diyorlar gibime geliyor bence. Geceyi gündüze çeviren Rabbimizin kullarına, geceyi gündüz olarak algılatmaya çalışan sahte tanrılara dikkat etmek lazım.
Herkes birey olarak çok değerli, herkes özgür olmalı, dediler. Köklerinden kopan ikna edilmiş/kandırılmış gençlerimiz, toplum içinde kulağına kulaklık takıp istediği, kendi kültürüne yabancı, hatta bazı sapık davranış ve inanç sahibi sanatçıların müzikleri dinlerken, birlikte yaşadığı insanlara karşı duyarsız ve umarsızlaştı.
“Sürüden ayrılanı kurt kapar” desek bile sistemin sahipleri, sosyal medya videolarına bağlı yani kurda (celladına) aşık apayrı bir sürü oluşturdular. Milli ve manevi değerlere, milletimizin tarih boyunca kıymetli kılan her şeye bağımlı olmayı gericilik, yobazlık olarak görürken hep aynı şekilde tüketim kültürü ve taklitçi bireyler/nesiller yetiştirdiler.
Aynı tip saç kesimlerinden tutunda aynı mekanlarda benzer şekilde poz vermiş fotoğraflarıyla sosyal medyada yayınlamaları birkaç basit örnek. Bu özgür bireyler birbirlerine benzedikçe kendilerine güvende hissediyorlar sanırım. Beşerin ürettiği farklılık ne kadar çeşitliliği barındırabilir ki! İlahi kudreti görmek isteyenler, yaratılmışlara dikkatlice nazar edince bizzat kendi gözleriyle her zaman çok özgün farklılıklar ve ortalama benzerlikler fark edeceklerdir.
Sadece namaz ibadeti ile bireyselcilik anlayışına nasıl bir yorum getirdiği görülebilir. Sünnetler bireysel; farzlar topluca yapılır. Hem kendi sevabını kat kat alarak. Geleneği, milli ve manevi değerleri terk edip seküler bir anlayışı bilerek veya bilmeden kabullenen zihinler, özgün olabilirler mi? Özgürlük kasırgalarının estirildiği dünyada bağımlı bireyler ot biter gibi bitiyor her yerde. O bağımlı olduğu her şeyde tanrılarına(!) açılan bir kapı, onlara yönelen bir çıkar ve menfaat var.
Beşeri düzeyden kurtulup gerçek özgünlüğü yaşamak isteyenler, yaratılan hiçbir şeye benzemeyen Kudret sahibine samimiyet ve gönüllülük esasıyla yönelmelidir.
Özgürlüğünü ve bireyselliğini “tercih ediyor” olmakta gören zihinler bunca reklam ve propaganda ile nerelere savrulduğunu fark ediyorlar mı acaba? Seçmek gibi bir eylemi gerçekleştiren birey hangi özgürlük anlayışıyla üç aşağı beş yukarı düşünerek "bu benim tercihim!” demiştir.
Ailesinden, geleceğinden kopmuş özgür bireyin tercihini yönlendirmek için fazla zahmete gerek yoktur sanırım. Güzel görünen ve bakımlı sanatçı(!), sporcu gibi hayran kitlesi çok olan birine, “nefse hoş gelecek” bir yöntemle, sorgulamayan aklı ikna etmek ne de kolaydır.
Olguları (olanları) algı ile manipüle etmek hiç de zor değil. Şeytanın uşakları bunu hocalarından öğrenmişlerdir. Yalan nedir henüz bilmeyen Cennet misafiri Hz. Adem ile Hz. Havva’ya cennette ebedilik fikrini sunarak yasaklanan meyveyi takdim ettikten sonra “Ben sizin iyiliğinizi istiyorum!” deme di mi? Ruhun ölmezlik vasfıyla bedenlerinde ebedî kalmak arzusu şeytan karşı mağlubiyeti getirdi.
Yapabilme imkanı varken yapmayan irade sahibi bireyler, gerçekten özgürce tercih kullanabilirler. Her olayın, her insanın içini ya da arka planını ölçüp tartacak halimiz yok. Ancak kişi samimi olur (yani art niyetli olmaz) ise doğru ve dürüst bir kişiliği de var ise kararlarında isabet ettirmesini dua ile Rabb'inden niyaz eder ve onu da işine ortak eder ise...
Sonuç ne olursa olsun harika bir durumla karşı karşıya kalır. Güç, gayret, samimiyet ve teslimiyet... İşte sana özgür ve özgün bireylerden oluşan sapasağlam bir toplum.Böyle toplumda, dışarıdan beslenmiş ve topluma dikte ettirilmiş değerli(!) fikirler ile tanımlansa da tuzağa düşmeyen istikamet sahibi insanlar yaşarlar.
Çok hakikatli bir örnek olarak Mescid-i Dırar olayı gözlerimizin önünde. Mescit mi? Evet. İbadet için mi? Bilemedik. Allah'ın emri nedir? Yıkın fitne yuvasını. Takva üzerine kurulmuş mescitte kılın namazınızı. Toplum, tüm işlerinde Rabbini ortak ederse o da muhakkak katkı sunar. Daha ne isteyeyim batının çıkmaz kavramlarından, zikrinden, fikrinden... Kavramlar zihnimizi ikna edecek kadar güzel olsa dahi içini kimlerin, hangi mana ile doldurduğunu bilmezsek kökümüzden uzaklara savruluruz vesselam.
AHMET TAŞTAN