Değerli öğrencim,Dün akşam (Kadir gecesiydi) muhteşem bir olayın seneyi devriyesiydi ki sen de buna şahit oldun. Yaratan yüce Allah'ın insanla uzun zamandan sonra bir kez daha konuşması gerçekleşti yıllar önce.
Kainatın sahibi Allah, Hz. Peygamber özelinde insana, melek aracılığıyla seslendi. O saatten sonra artık hiçbir şey eskisi gibi olmadı.
Yeryüzüne sonsuz iyilik ve merhamettin izdüşümü olan sözler ayet ayet indi. Biz Müslümanlar da bu kelimeleri Ramazan ayında okuya okuya ezber ettik, öyle değil mi?Sen bunları biliyorsun
Değerli öğrencim,Bu ilahi cümlelerin aklımıza gönlümüze bıraktığı tesirlerden bir noktayı dikkatine sunmak için karalıyorum bu iki satırlık mektubu.
İnsanı en çok umutlandıran, hatta sevindiren şeylerden biri de doğmaktır. Yeni bir yaratılış, yepyeni bir gelecek demektir doğmak... Büyüklerin, dünyaya gelişinle ilgili heyecan dolu hikayeni sana anlattılar mı bilmiyorum. Nur topu gibi bir evlat sahibi olunca ne de çok sevinmişlerdir.
Değerli öğrencim,Doğumlar; sevinç ve muştu(müjde) taşır insanın gönlüne. Her sene tabiatta tekrarlanan bu anlamdaki doğum sahnelerini izlemeni istiyorum senden. Evinizin balkondaki bir çiçek yaprağında ya da komşunun bahçesindeki ağacın dallarında gerçekleşiyor bu doğum, hem de bu günlerde ufak ufak.
“Aaaa şu ağaca bak, bembeyaz olmuş! Aaaa şu da pembe pembe açmış!” diyerek sonradan farkına varmak yerine bir doğuma canlı canlı (canlı yayın değil) bizzat gözlerinin önündekine şahit olasın...Her gün doğan güneşin taptaze bir doğuma vesile olduğunu düşün.
Şimdi sadece gözlerinin gördüğüne aklınla, bilginle yürü... Dün iskelet gibi kupkuru olan şu odun parçası, bugün gelinliklerini giymiş gibi göz alıcı olmuşsa buna hayret et! “Nasıl böyle bir şey olabilir?” sorusu beyninin duvarlarını parçalarcasına tatlı bir meşguliyet oluştursun.
Sonra düşün... Bahar mevsimindeyiz, toprakla bağlantılı kökleri var, güneş ışığı geliyor semalardan, zaten içinde de potansiyel olarak tomurcukları var diye düşünesin.
Sonra de ki fakat bunlar önceki haftalarda, aylarda da vardı. Ama neden baharda açıyor, doğuyor bu ağaçlar. Muazzam bir sistem inşa edilmiş, vaktini bekliyor her şey, kurulmuş bir alarm gibi...
Kim kurdu bu sistemi? Ne kadar hassas ne kadar ince, dakîk! Kimin için kuruldu bütün dünyadaki bu sistem.
Ağaçlar niçin meyve veriyor çeşit çeşit lezzetleriyle? Neden bizi sıcaktan koruyor gölgeleriyle. Hele de dört ayaklı hayvanlar insana hizmet için hazır hale nasıl getirilebiliyor, düşün.
Değerli öğrencim,Sonra “hepsini biz insanoğlu kullanıyoruz”a gel. Annenin hazırladığı sofra gibi, babanın verdiği harçlık gibi... Hepsi bizim için. Yarınlarda siz anne baba olacak ve evladınıza aynı şeyleri yapacaksınız. Yaratanın kurguladığı bu sistem tıkır tıkır işleyecek.
Kim sorusunun cevabı kolay bir soru bu topraklarda, bu kültürde. Hepsinin cevabı; Allah diyeceksin.
O zaman senin/benim/onun için en büyük soruyu üretecek aklın. Soru ve cevap üretim merkezi aklın, bunun cevabını susuz birinin suyu araması gibi arayacak...
Peki, bizi niçin yarattı? Bilenler için kolay bir soru?
Geceyi gündüzden çekip çıkaran gündüzü geceden çekip çıkaran Rabbimiz... Her an ölü/kurumuş topraklara gökten su indirerek onu tekrar yeşerten/dirilten Rabbimiz, her şeyi bizim için düzenlemiştir.
Sevgili öğrencim,Sen duymadın mı? “Ben insanları ve cinleri ancak bana kulluk/ibadet etsinler diye yarattım.” dediğini.
İşte yeniden doğuşu yaşama zamanı... Her zaman tabiatta güneşin doğuşunu gördün, ölü ağaçların çiçek açışını gördün... Şimdi yeni bir doğumu bizzat yaşayasın diye seninle/insanla konuşmak için, kutlu elçisi Cebrail ile Hz. Peygamber’e gönderdi.
Göreceksin ki çevrende olup biten her şey o satırlarda var. İnsanlığın geçmişini, bugününü, geleceğini, diğer insanları hatta şeytanı ve en önemlisi de nefsini kendin tanıyacaksın. Bu yepyeni bir doğuş olacak. “Bunu, nasıl yapabiliriz?” sorusu eylemden önceki son durağın olsun.
Hayırlı bayramlar...
AHMET TAŞTAN