Dersimin, olmadığı bir günde kur'an.com adresinden kırık mealli/ kelime meali okuyup anlamaya çalışıyordum ki şu ayetle karşılaştım:
“İnsanlara iyiliği emrediyorsunuz da kendinizi unutuyor musunuz kitabı okuduğunuz halde; hala akıllanmıyor musunuz?” (Bakara suresi 43. Ayet)
Allah'ım bizi böyle bir hale düşmekten muhafaza buyur. (Amin) Tövbe ettiğimizde silinebilecek ve affedebileceği günahlarımızdan ötesini bize nasip etmesin. Hiç günah işlemeyeceğiz ya da işlemeyelim demiyorum, diyemiyorum. Bu, insan yaratılışından ötürü mümkün değil zaten. Gerçekçi olalım.
Ama bu ayet-i kerime beni belli noktalarda sarstı. Kitabı okuduğunuz halde... (İşte özne olarak ben, okuyorum) Kendinizi unutuyor...
İnsanlara iyiliği emrediyor... (yazarak, ders vererek, sohbetler ederek iyiliği paylaşıyorum)
Hala aklınızı kullanmıyor musunuz...(eyvah, direk bana söylüyor, üzerine alınıyorum)
Ayeti böyle dörde bölebiliriz anlamak için.
Bu cümle normal şartlarda olması gereken hali ile şöyle söylenmeli: Akleden insanlar olarak, okuduğunuz kitaba, hem kendiniz tâbi olun, hem de kitapta bildirilen iyiliği insanlara emredin.”
Kitap okumakla aklını kullanmak arasında güzel bir bağlantı var sanki. Kitap, aklımızın kavrayacağı ve bunun sonunda da tatbik edebileceğimiz bir iyilikler yumağını bize takdim ediyor.
Kitabı okumak, iyiliğin anahtarını çevirmek gibidir. Bizzat kitabı okumak iyidir. Kitaptakileri akdederek yapmak da iyidir. Fakat bunları, insanlara anlatmak ise daha iyidir. Nurun ala nur/ Nur üstüne nur, misali.
En çok acınacak şey insanın kendini unutmasıdır. (Terzi kendi söküğünü dikemezmiş derler ya, bu iş onun gibi değil tabii...) Akılsızlık da burada kendini gösteriyor. (-sız eki yokluk bildirse de burada var/ mevcut ama işlevini yerine getirememek manasında.) İyilik dolu bir kitabı okuyorsun ve insanlara anlatıyorsun ama kendin istifade etmiyor, faydalanamıyorsun. Suya gidip susuz gelmek gibi bir hal bu. Biraz da kibir kokusu alıyorum bu insanlardan. Bunların üzerine kendini müstağni gören bir ruh hali sinmiş sanki.
Bu konuda net açıklama yapan bir hadis-i şerif var. Uzunca ama meseleyi netleştiriyor; daha fazla söz söylemeye de gerek bırakmıyor.
Buyurun beraber okuyalım:
Ebû Mûsâ el-Eş’arî radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Allah’ın benimle göndermiş olduğu hidâyet ve ilim, yeryüzüne yağan bol yağmura benzer. Yağmurun yağdığı yerin bir bölümü verimli bir topraktır: Yağmur suyunu emer, bol çayır ve ot bitirir. Bir kısmı da suyu emmeyip üstünde tutan çorak bir yerdir. Allah burada biriken sudan insanları faydalandırır. Hem kendileri içer, hem de hayvanlarını sular ve ziraatlarını o su sayesinde yaparlar. Yağmurun yağdığı bir yer daha vardır ki, düz ve hiçbir bitki bitmeyen kaypak arazidir. Ne su tutar, ne de ot bitirir. İşte bu, Allah’ın dininde anlayışlı olan ve Allah’ın benimle gönderdiği hidâyet ve ilim kendisine fayda veren, onu hem öğrenen hem öğreten kimse ile, buna başını kaldırıp kulak vermeyen, Allah’ın benimle gönderdiği hidâyeti kabul etmeyen kimsenin benzeridir.” (Buhârî, İlim 20; Müslim, Fezâil 15)
İnsan kendini geri plana atar, fedakârlık yapar da başkalarını öne geçirdiği öyle durumlar vardır ki onlara gıpta edilir, onlar örnek alınır. Bu ayette iyilik yapma konusunda kendini unutması yani o iyiliği kendinin yapmaması ise bence aptallıktır.
Akılsızlık tam da böyle bir şeydir. İyilik yapsınlar diye insanlara nasihatlerde bulunmak hatta emretmek (emretmek kelimesinden anladığımız kadarıyla yetki sahibi birinden bahsediyor gibi) ama kendisi yapmıyor.
Belki bu emretmek kelimesi içinde; sözü dinlenen, nüfus sahibi, ilmi seviyesi yüksek, bilge bir kişi gibi anlamlarda var gibi. En önemli özelliği kitabı okuyor olması. Yani Kur’an-ı Kerim’den haberdar olması.
Rabbim bizleri böylelerinden eylemesin. “Niçin yapmayacağınız şeyleri söylüyorsunuz?” samimiyetsizliğinden bizi muhafaza buyursun. (Amin)
Aslında düşünce üreten değirmenim durmuyor bu ayet karşısında.
"Hafıza-i beşer nisyan ile malüldür" (İnsan hafızası unutkanlıkla sakattır/maluldür) diye bir söz var. Unutmak kelimesi acaba hafifletilerek tatlı bir uyarı biçiminde mi söylenilmiş diye düşünüyorum şimdi.
“El-Kitab”ı okuyanlar hakkında çok olumsuz bir kelime kullanılmamış da iyi insan olmanın yapısına müsait hafif bir kulak çekme mesabesinde mi kullanılmıştır?
Yani buradaki kullar, iyi kullar, güzel kullar... Kitap okuyan, iyiliği akıl edebilen insanlar ama gaflet gösterip de unuturlarsa... Toparlanmaları adına uyarıcı bir kelime olarak kullanılmıştır gibi düşünüyorum.
Yani ibadetlerde unutarak yaptığımız şeyler konusunda Cenab-ı Allah'ın hüsnü muamelesini biliyoruz: Unutarak orucumuzu bozarsak devam ediyoruz.
Bir ara abdestimizi unutursak ve abdest bozduğumuzu hatırlamıyorsak namazımızı kılıyoruz ya... Buna benzer durumlarda nasıl hüsnü kabul gördüğümüzü hatırlayalım.
Yukarıda bahsettiğim şekilde çok sert bir uyarı kelimesi değil bu, sanki. İnkarcılara, nankörlere, zalimlere, günahkarlara söylenmiş bir söz değil bu “unutmak kelimesi.”
“İnsanlara emrediyorsunuz kendinizi unutuyorsunuz” cümlede ciddi bir ahenk de ortaya koyuyor.
Evet, ayetlerin devamına baktığımız zaman “sabır ve namazla yardım isteyin;
şüphesiz bu saygı gösterenlerden (haşyet duyanlardan) başkasına ağır gelir!” cümlesinden de anlaşıldı üzere, buradaki bağlamda güzel insanlar anlatılıyor.
O zaman unutmak kelimesi hakikaten tatlı bir uyarıdır.
Cenab-ı Allah, herkese layık olduğu gibi hitap etmiştir vesselam.
AHMET TAŞTAN