Ebeveynlik şekillerinin çocuklar üzerindeki etkisi yadsınamayacak kadar önemlidir. Bir çocuğun davranış biçimleri, psikolojisi ve büyüdüğünde kendine kuracağı hayat düzeninde nasıl biri olacağı, onu yetiştiren ebeveynlerine büyük ölçüde bağlıdır.
Psikoloji literatüründe ebeveynlik modelleri genel olarak şu şekilde sıralanır: 1- Demokratik; bir bakıma en sağlıklı olanı, 2- Otoriter; baskıcı, 3- Aşırı hoşgörülü ve son olarak 4- İhmalkâr; yani ilgisiz ve kayıtsız ebeveynlik türü.
Bunların dışında toplumumuzda kabul görmüş pek çok yeni nesil ebeveynlik yaklaşımı da ortaya çıkmıştır. Hepimizin sıkça duyduğu helikopter ebeveynlik, yavaş ebeveynlik, minimalist ebeveynlik gibi birçok örnek sayılabilir.
Tüm bu ebeveynlik biçimleri çocuk gelişimi üzerinde farklı etkiler yaratırken, bazıları diğerlerine kıyasla daha belirgin sonuçlar doğurabilmektedir. Bunlardan biri, katı kurallara sahip olan ve ebeveynin kendisini bir otorite olarak konumlandırdığı otoriter ebeveynliktir.
Otoriter ebeveynlik; kuralların net olduğu, anne-babanın çocuktan itaat beklediği ve konulan kurallara uyulmadığında bunun çocuğa çoğu zaman ağır yaptırımlar olarak yansıdığı bir tutumdur.
Bu tutumun hâkim olduğu ailelerde genellikle sessizlik vardır. Çocuklar sorumluluk almak yerine baskı altında kalır, hata yapmaya ise pek yer verilmez. Çünkü bu anlayışta mükemmellik ve başarı ön plandadır. Oysa bu noktada unutulmaması gereken en önemli şey, öğrenmenin çoğu zaman hatalar yoluyla gerçekleştiğidir.
Bu tarz bir yaklaşım çoğu zaman kötü niyetten değil, aksine koruma isteğinden doğar. Ebeveyn, çocuğunun “yanlış yapmasını” istemez ve onu hayata hazırladığını düşünür. Ancak burada gözden kaçan önemli bir nokta vardır: Çocuk yalnızca doğruyu yaparak değil, aynı zamanda kendini ifade edebilmeyi öğrenerek gelişir.
Sürekli kontrol altında büyüyen bir çocuk zamanla iki şey öğrenir: Ya sesini kısmayı ya da yalnızca otoritenin olmadığı ortamlarda kendisi olmayı. Bu durum ilerleyen yıllarda özgüven eksikliği ya da bastırılmış duyguların farklı şekillerde ortaya çıkmasıyla sonuçlanabilir.
Peki çözüm nedir? Kuralsızlık mı? Elbette hayır. Asıl dikkat edilmesi gereken nokta, korkuya dayalı bir düzen yerine güvene dayalı bir bağ kurabilmektir.
Çocukların ve ergenlerin kendilerini ifade edebildiği, hatalarının bir suç gibi yüzlerine vurulmadığı ve deneme-yanılma yoluyla öğrenmelerine alan tanındığı bir ortam oluşturmak esastır.
Çocuklar ebeveynlerine duygularını rahatça aktarabilmeli, ebeveynler de bu duygulara karşılık verebilmelidir. Ancak bu şekilde çocukta sağlıklı bir benlik gelişiminin mümkün olacağını unutmamalıyız.
Psikolog & Aile danışmanı Zehra Durmuş