Bu hafta aslında belki de hepimizin farkında olmadan sık sık yaptığı ya da yapmaya meyilli olduğu bir konu üzerinden bahsetmek isterim: öğrenilmiş çaresizlik.
Peki nedir bu durum? Psikolojide yeri nedir? Günlük hayatımızda, davranışlarımız ve düşünce şekillerimiz üzerinde ne derecede etkilidir?
Öğrenilmiş çaresizlik, aslında bir laboratuvar deneyi sonucunda ortaya konan bir fenomendir. 1967 yılında Martin Seligman tarafından kuramsallaştırılmıştır.
Deneyde elektrik şokuna maruz kalan köpekler, ilerleyen süreçte şoktan kaçabilecekleri hâlde bunu denemezler.
Çünkü ne yaparlarsa yapsınlar bundan kurtulabileceklerini düşünmezler, buna inanmazlar. Aslında bu deneyden çıkan sonuç hepimize bir noktada tanıdık geliyor olabilir.
Hayatta hepimizin zaman zaman zorlandığı, başarısız olduğu ve istemediği sonuçlarla karşılaştığı anlar olmuştur, olabilir de. Örneğin, bir öğrenci düşünelim.
Birkaç dersten düşük not aldıktan sonra “Ben zaten bu dersi yapamıyorum” düşüncesine kapılabilir.
Başlarda daha çok çalışmayı denerken, zamanla çaba göstermeyi bırakır, derse katılımı azalır. Oysa doğru yöntemlerle çalışsa başarılı olma ihtimali vardır.
Ancak zihninde oluşan bu inanç, onu denemekten alıkoyar. Bunun sonucunda oluşan hayal kırıklığı, kişinin kendine olan inancının sarsılmasına neden olur.
Ve artık kendini isteksiz, motivasyon kaybı yaşayan, çaba gösterse de işe yaramayacağına inanan bir sürecin içinde bulabilir.
Bunu bazı kişiler daha belirgin bir şekilde yaşarken, bazı kişiler farkında olmadan, daha örtük bir biçimde deneyimliyor olabilir. Yani aslında kişi gerçekten çaresiz bir durumda değildir; sadece öyle olduğuna inanıyordur.
Ve bu durum zihninde öyle bir kalıplaşmıştır ki diğer türlüsünü düşünmek onlar için neredeyse imkansızdır. Tıpkı Martin Seligman’ın deneyindeki köpekler gibi: Kaçma imkânı varken bile, artık kaçamayacaklarını düşündükleri için denemeyi bırakırlar.
Öğrenilmiş çaresizlik tam da budur. Kişi başarısızlığı öğrenmiştir. Ancak unutmamalıyız ki öğrenilen her şey yeniden şekillendirilebilir.
Geçmişteki başarısızlıkları genellememek, “ben böyleyim” diyerek kendimizi kalıplara hapsetmemek, yavaş yavaş kendinden emin adımlarla ilerlemek ve geçmişin izlerinden sıyrılmak mümkündür.
Belki de bazen ihtiyacımız olan şey, her şeyin değişmesini beklemek değil; küçük de olsa yeniden denemeyi seçmektir.
Çünkü bazen en büyük değişim, vazgeçmemeyi öğrenmekle başlar.
Zehra Durmuş
Psikolog & Aile Danışmanı