Çoğumuzun günlük hayatında en az bir kez yapmış olabileceği, belki de zamanla bir yaşam stili haline gelen bir durumdan bahsetmek isterim: erteleme davranışı.

Bir öğrenci düşünelim; ödevini teslim tarihinden bir gün önce yapmış olsun. Ya da bir çalışan, müdürünün verdiği görevi son dakikaya bıraksın.

Veya bir sorumluluğu, ta ki son raddeye gelene kadar yerine getirmeyen bir kişi... Aslında bütün bu senaryolar bir yerlerden tanıdık gelmiyor mu?

Erteleme davranışı psikolojik açıdan değerlendirildiğinde, altında pek çok farklı sebebin yattığı görülür.

Bunlardan ilki başarısızlık korkusu ve mükemmeliyetçilik kaygısıdır. Kişi, verilen bir görevi en iyi şekilde yerine getiremeyeceğinden korktuğu için o işe bir türlü başlayamaz.

Son dakikalara bıraktığı işi ise belki de tam istediği gibi olmayan bir şekilde tamamlar.

Bir başka sebep ise davranışsal psikolojide ödül-ceza sistemi ile açıklanabilir.

Kişi, uzun vadeli kazanç veya başarıdan ziyade kısa vadeli rahatlama ve ödülü seçer. Şöyle düşünebiliriz: Kişi başladığı bir projeyi tamamlamak istemez çünkü bu süreç ona sıkıcı ve stresli gelir.

Tam o sırada arkadaşının dışarı çıkma teklifini kabul eder; çünkü bu durum daha keyif vericidir, yani bir ödüldür. Beynimiz o an şöyle der: “Gelecek sonra gelsin, ben şu an iyi hissedeyim.”

Bu davranışın ortaya çıkmasında başka sebepler de etkili olabilir. Örneğin kararsızlık…

Verilen görev karşısında nereden başlayacağını bilememek, ilk adımı atamamak, hatta donakalmak gibi durumlar ertelemeyi tetikleyebilir.

Bazen de erteleme davranışının altında güvenlik ihtiyacı yatar. Çoğu insan için bilindik olan güvenlidir.

Güvenli alan; öngörülebilir, duygusal olarak daha az zorlayıcı ve stresin daha düşük olduğu bir yerdir.

Bu nedenle yeni bir işe başlamak ya da yeni bir şey denemek, kişide “Ya başaramazsam?”, “Ya kötü olursa?”, “Ya rezil olursam?” gibi düşünceler doğurabilir.

Bunun sonucunda kişi kendini “Şu an yapmayayım… sonra bakarız.” derken bulabilir.

Erteleme davranışı çoğu zaman dışarıdan bakıldığında basit bir “sonra yaparım” cümlesi gibi görünse de, aslında içinde kaygıyı, belirsizlikten kaçınmayı ve konfor alanına tutunmayı barındırır.

Kısa vadede rahatlama sağlayan bu davranışlar, uzun vadede stres ve pişmanlık olarak geri dönebilir.

Belki de bu noktada kendimize şunu sormalıyız: Gerçekten zamana mı ihtiyacımız var, yoksa başlamak için biraz cesarete mi?

Çünkü bazen küçük bir adım atmak, hem ertelemenin döngüsünü kırmanın hem de o “güvenli” sandığımız alanın dışına çıkmanın ilk ve en önemli adımıdır.

Zehra Durmuş

Psikolog & Aile danışmanı

Kaynak: gencgazete.net