Gündelik yaşantımızda romantik ilişkilerimiz şüphesiz önemli bir yer kaplamaktadır. Aşık olmak, birine tutkuyla bağlanmak ve kurulan duygusal yakınlık, ikili ilişkilerin temel bileşenleri arasında yer alır.
Psikoloji alanında aşk, yalnızca bir duygu olarak değil, bilişsel, duygusal ve biyolojik süreçlerin bir araya gelmesiyle ortaya çıkan karmaşık bir deneyim olarak ele alınmaktadır.
Aşık olan bireyler, karşı tarafa karşı yoğun ilgi duymakta, onunla vakit geçirmek istemekte ve ilişkiyi sürdürmeye yönelik güçlü bir motivasyon geliştirmektedir.
Bazı psikologlar ve ilişki araştırmacıları, aşık olma sürecinin belirli evrelerden oluşabileceğini öne sürmektedir.
Bu durum, kendi danışanlarımla yaptığım çalışmalarda da dikkatimi çeken ve gözlemlediğim bir olgudur.
İlk evre, karşıdaki kişiyi aşırı beğenme ve idealize etme evresidir. Bu dönemde kişi, aşık olduğu bireye büyük bir hayranlık duyar.
Halk arasında “yıldırım aşkı” olarak tanımlanan yoğun duygular yaşanabilir.
Karşı taraf neredeyse kusursuz, mükemmel ve diğer insanlardan farklı biri olarak algılanır.
Bu nedenle kişinin olumlu özellikleri ön plana çıkarken, kusurları çoğu zaman fark edilmez ya da görmezden gelinir.
İkinci evre, karşımızdaki kişinin de aslında bir insan olduğunu fark ettiğimiz aşamadır. Bu dönemde kusurlar, farklılıklar ve hoşumuza gitmeyen davranışlar görünür hale gelir.
Daha önce rahatsız etmeyen bazı özellikler dikkat çekmeye başlayabilir.
Tartışmaların artması, ilişkide değişimlerin yaşanması ve “Sen değiştin, eskiden böyle değildin” gibi ifadelerin sıklaşması mümkündür.
Oysa çoğu zaman değişen kişi değil, bizim onu algılama biçimimizdir. Belki de başından beri var olan özellikleri artık daha net görebiliyoruzdur.
Üçüncü ve son evre ise kabul evresidir. Bu aşamada kişi, partnerini yalnızca güçlü yönleriyle değil, kusurları ve eksikleriyle birlikte kabul etmeye başlar.
Gerçek sevginin de büyük ölçüde bu noktada geliştiği söylenebilir.
Çünkü mükemmel görünen birini sevmek nispeten kolaydır; önemli olan zaman zaman kızsak, anlaşamasak veya hayal kırıklığı yaşasak bile karşımızdaki kişiyi olduğu haliyle kabul edebilmektir.
İlişki içinde ortak bir yol bulabilmek, farklılıklara rağmen iş birliği yapabilmek ve birlikte gelişebilmek bu evrenin temel özelliklerindendir.
Yoldan geçerken gördüğümüz birine kolayca aşık olabiliriz. Fiziksel görünüşü, sesi, kokusu ya da konuşma tarzı bizi etkileyebilir.
Ancak gerçek sevgi, kişinin karakterini, değerlerini ve yaşam biçimini tanıdıktan sonra da onu sevmeyi seçebilmekle başlar. Sevgi yalnızca bir duygu değil, aynı zamanda her gün yeniden verilen bir karardır.
Zehra Durmuş
Psikolog & Aile Danışmanı
Kaynak: gencgazete.net