Her yıl olduğu gibi yine o dönem geldi. Öğrenciler için yıl sonu sınavları, finaller, ödev teslimleri ve özellikle lise ile üniversite sınavlarına hazırlanan gençlerin uzun süredir emek verdiği önemli sınavlar kapıda.

Bu süreç birçok öğrenci için heyecan verici olduğu kadar kaygı verici de olabiliyor.

Sınava girme düşüncesi öğrenciler üzerinde farklı etkiler yaratır. Bazı öğrenciler kendilerine güvenerek sınava hazırlanırken, bazıları yeterince çalışmış olmasına rağmen başarabileceğine dair şüpheler yaşayabilir.

Aslında sınav sürecini zorlaştıran yalnızca çalışmanın miktarı değil, öğrencinin sınava ve kendi yeterliliğine ilişkin düşünceleridir.

Peki, başarıya ulaşmak için sadece çok çalışmak yeterli midir? Ya da kendini yıpratacak kadar yoğun çalışan bir öğrenci, sınav sonrasında ruhsal ve fiziksel olarak nasıl etkilenir?

Bu noktada sınav stresini anlamak ve onunla sağlıklı bir şekilde başa çıkabilmek büyük önem taşımaktadır.

Sınav döneminde yoğun kaygı, çeşitli fiziksel belirtilerle birlikte ortaya çıkabilir. Baş, mide veya göğüs ağrıları görülebilir; kişi düzenli uyuyamayabilir ve zihnini sürekli meşgul eden düşünceler yaşayabilir.

Bunun yanında karamsar bir ruh hali gelişebilir ve daha önceki yazılarımda da bahsettiğim öğrenilmiş çaresizlik duygusu ortaya çıkabilir.

Daha önce başarısız olduğu ya da istediği sonucu elde edemediği bir sınava yeniden girmek, kişide bu kez de başarılı olamayacağına dair bir inanç oluşturabilir.

Ancak burada unutulmaması gereken nokta, hayatın yalnızca bir sınavın iyi ya da kötü geçmesine bağlı olmadığıdır.

Bir sınav hayatımızın kaderini belirleyemez. Başarısız olunan bir sınav sonrasında kişi kendine olan güvenini kaybetmemeli ve kendi değerini aldığı sonuca göre değerlendirmemelidir.

Bu süreçte kendini başkalarıyla kıyaslamaktan kaçınmalı, herkesin kendine özgü bir yaşam yolculuğu olduğunu hatırlamalıdır.

Sınav öncesi dönemde düzenli ve planlı çalışmak, kişinin süreci daha sakin ve kontrollü geçirmesine yardımcı olabilir. Her birey elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışmalı, ancak mükemmeliyetçi bir bakış açısıyla kendini yıpratmamalıdır.

Çünkü başarı yalnızca ne kadar çalıştığımızla değil, aynı zamanda ruhsal ve fiziksel sağlığımızı ne kadar koruyabildiğimizle de ilişkilidir.

Unutmamalıyız ki bir not ya da bir sıralama, hayatımızın önemli parçalarından biri olsa da yaşamımızın tamamını belirleyen bir unsur değildir.

Önemli olan, vazgeçmeden ve sabırla ilerleyebilmek; kendi sağlığımız, mutluluğumuz ve geleceğimiz için elimizden gelenin en iyisini yapabilmektir.

Zehra Durmuş

Psikolog & Aile Danışmanı