Geçtiğimiz haftalarda, bütün ülkeyi yasa boğan okullardaki şiddet olaylarıyla karşılaştık. Toplum ve siyasiler, olayı bir bütün olarak ele almak yerine herkes kendi fikrince, meşrebince konuyu değerlendirip buna göre çözümler üretmeye çalıştı. Diyanet İşleri Başkanlığı, cuma hutbelerinde ve vaazlarında sorunların temelinde din eğitimi eksikliğinin olduğunu vurguladı. Millî Eğitim Bakanlığı da bu mesajı alarak eski Din Öğretimi Genel Müdürü, Bakan Yardımcısı Nazif Yılmaz’ı görevden aldı. Muhtemelen yeni gelen bakan yardımcısı bu konuda daha fazla gayret gösterecektir. Eğitim camiasının içinde bulunduğu durum, sadece öğrenciler için değil, tüm toplum için büyük bir kaygı kaynağı hâline gelmiş durumda. Okullarda yaşanan değişiklikler ve öğrencilere yönelik yaklaşımlar, eğitimin amacından ne kadar uzaklaşıldığının açık bir göstergesidir.
Bugün eğitim politikaları ne yazık ki ideolojik çekişmelerin ve günü kurtarma hesaplarının gölgesinde şekillenmektedir. Oysa gençlerimizin geleceği siyaset üstü bir konu olmalıdır. Eğitim sadece bilgi aktarmak değil, aynı zamanda kimlik ve karakter inşa etmektir. Bugünkü eğitimde ise çocuklar, modernleşme adı altında kimliksizleştirilmekte, kültürsüzleştirilmekte ve köksüzleştirilmektedir. Tarih, coğrafya ve edebiyat dersleri giderek daha yüzeysel ve kopuk bir şekilde anlatılmaktadır. Genç nesil köklerinden koparılmakta, vatansızlaştırılmaktadır.
Eğitimdeki bu olumsuz gidişat ancak köklü değişikliklerle düzeltilebilir. Millî Eğitim Bakanlığı, şeffaf bir şekilde toplumun bütün kesimlerince kabul edilebilecek bir eğitim felsefesi ortaya koymalıdır. Bu felsefe doğrultusunda yeni bir müfredat hazırlanmalıdır. Müfredat; açık, anlaşılır, şeffaf, herkesin kavrayabileceği; örtük (subliminal) mesajlar içermeyen, kapsayıcı ve günlük siyasetten uzak bir yapıda olmalıdır. Türkiye’yi geleceğe taşıyacak bu müfredat, bilime öncelik veren, tarihî gerçeklere uygun bir anlayışla hazırlanmalı ve ülkemizi bilim ve teknoloji alanında ileriye taşımalıdır. Müfredatta güncel siyasetin gölgesi dahi bulunmamalıdır.
Küresel rekabet ortamında güçlü ve özgüvenli bireyler yetiştirmek için yerli ve millî bir müfredat ile alanında uzman, millî bilinçle donatılmış öğretmen kadrosu şarttır. Öğrencilerin eleştirel düşünme becerileri desteklenmeli, bilim ve teknolojiye olan ilgileri artırılmalıdır. Bununla birlikte, millî kimlik ve kültürel değerler eğitimde öncelikli bir yer tutmalıdır.
Erozyona uğrayan ahlaki değerlerimiz, geçmişin güzel örnekleri ile günümüzün çağdaş değerleri harmanlanarak yeniden hayata geçirilmelidir. Okul mimarisi bize ait olmalı; okul isimleri, hayırseverler tarafından yapılsa bile öğrencilerimize bir ideal aşılamalıdır. Her çocuk bu milletin en az on türküsünü bilmeli; destanlarını, masallarını tanımalı ve en az on abide şiiri ezbere bilmelidir. Çocuklarımızın yetenekleri keşfedilmeli, eğitim buna göre planlanmalıdır. Her çocuğun ülke için bir ideali olmalı; öğrencilerimize bu ideal kazandırılmalıdır. Yönetici atamaları ehliyet ve liyakate uygun yapılmalı, hükümetler değiştikçe millî eğitim politikaları değişmemelidir.
Bu nedenle eğitimde köklü reformlar için tüm toplumun seferber olması gerekmektedir. Çünkü ancak bu sayede gerçek anlamda kalkınmış, millî şuuru diri bir Türkiye’den söz edebiliriz.
“Bir milletin geleceği, çocuklarının aldığı eğitimin kalitesinde saklıdır.”
Sağlıklı günler, iyi haftalar diliyorum.