Bugün piknikte birebir tanıklık ettiğim bir olayı anlatacağım size...
Baba mangalla ilgileniyordu, iki çocuğu sandalyede oturuyordu. Eşi ve bir iki kadın da oturup muhabbet ediyorlardı.
Ne olduysa yaklaşık 6 yaşlarında olan çocuğunu birden dövmeye, tokatlamaya başladı baba. Çocuk neye uğradığına şaşırarak göz yaşlarına boğuldu.
Çocuk, bir müddet öylece suskun sandalyede kaldıktan sonra piknik yapılan yerden akan dereye indi.
Dereye düşmüş olacak ki üstü başı tamamen ıslanmış bir şekilde döndü.
Tedirgin ve endişeli bir şekilde birazdan olacakları tahmin edercesine anne babasına bakıyordu.
Anne hiddetle yerinden kalktı...
Bu defa çocuğu dövme sırası annedeydi.
Anne çocuğunun yanına geldiği gibi dövmeye başladı.
Tokat sesleri bize kadar geliyordu.
Daha da trajik olan, anne hem çocuğunu dövüyordu, hem de ağlama deyip kızıp bağırıyordu.
Bu, nasıl yaman bir çelişki?
Sen gel hem çocuğu döv, hem de ağlama deyip çocuğa kızıp bağır.
Sonra çocuğunun üstünü, dövmeye devam ederek çıkarıp değiştirdi.
Üstünü değiştirdikten sonra sandalyeye oturtup yerine geçerek muhabet etmeye devam etti anne.
Zavallı çocuk sandalyede çok üşümüş olacak ki, küçüldükçe küçülüyordu. Üşümekten ayaklarını karnına doğru çekiyordu, göz yaşlarını silerek.
Talihsizlikler çocuğun yakasını bırakmıyordu. Bu defa da beklenmedik bir anda sandalye devrildi, çocuk yere düştü.
Sizce, anne hemen koşup çocuğunu yerden kaldırdı mı?
Maalesef hayır...
İçler acısı bir durum vardı.
Anne başta olmak üzere oradakilerin hepsi çocuğa güldüler. Evet evet hepsi çocuğa güldüler.
Ne dersiniz bilmiyorum, ama çocuk korku ile terbiye edilemez.
Ruhuna korku işleyerek terbiye edildiği sanılan çocuk, bir ömür boyu sevgiye susayıp kalır.
Çocuğunuzu terbiye edelim derken, bir ömür boyu sevgiye susatmayın.
Sevgi dilencisi haline getirmeyin.
@msahmarhan
AileDanışmanı-Eğitimci/Yazar