Kafka’ya, özgürlük nedir? diye soruyorlar. Kafka, gitmek diye cevap veriyor.

Nereye? diye soruyorlar…

“Yeterki buradan gideyim” diyor.

Viral olan penguenle anladık ki herkesin içinde bir penguen varmış. Herkes penguen misali yeter ki gideyim deyip ansızın başını alıp bir meçhule gitmeye hazır!

Daha doğrusu herkesin gidesi var…

Bunun elbette sebepleri var. Kimi birlikte yaşadığı ve muhatap olmak zorunda kaldığı insanların verdiği bıkkınlıktan gitmek istiyor.

Kimi de hayali uğruna…

İlkinde bir yaşanmışlığın getirdiği sonuç söz konusu.

İkincisinde bir hayalin buyurduğu davet söz konusu.

Hayalinin uğruna gitmek, risk almayı ve belki de gemileri yakmayı gerektiriyor.

İnsanın hayalini gerçekleştirmesi ve başarılı olması mümkün mü? Yani risk almaya, gemileri yakmaya değer mi?

Elbette mümkün… Elbette değer…

Birçok başarı hikayesi böyle başlar.

Ancak bıkmış, yorulmuş ve bezmiş insanların çekip gitmesi düşüncesinin altında farklı sebepler yatıyor.

Zira bu toplumda bıkmamak, bezmemek mümkün değil.

“Artık yeter!” demek noktasına gelmiş çok insan var.

Yaşanmışlığın getirdiği bir bıkkınlık var.

Çünkü herkesin herşeyi bildiği ama haddini bilmediği bir toplumda yaşıyoruz.

Zariflik ve nezaket karşılık bulmuyor. Zafiyet olarak görülüyor.

Herkesin kafasının gerisinde gücü nispetinde bir zorluk çıkarma ve zorbalık yapma hali var.

Dahası kamyonların soldan, kendini bilmeyenlerin önden gittiği bir toplumda kaçınılmaz olarak herkesin içine bir penguen girebiliyor.

Herkes, yorgun ve bezgin olabiliyor.

Demek ki, bir iletişim ve anlayış sorunumuz var.

Demek ki, konuşmak ile konuşmayı bilmek arasındaki farkı bilmiyoruz.

Bir “değer” görmeme sorunu söz konusu.

Bu bağlamda herkesin kendini gözden geçirmesi ve öz değerlendirme yapması gerekiyor.

Gittiğimiz yeri mi mutlu ediyoruz, yoksa terk ettiğimiz yeri mi?

“Etrafımızdaki insanlar bizi görünce ne hissediyor?” diye kendimize sormalıyız.

Eşimizin, çocuğumuzun ve iş arkadaşımızın içindeki penguenin sebebi acaba biz miyiz?sorusunu kendimize sorup öz değerlendirmemizi yapmalıyız.

Boşanmaların hızla artmasına ne denmeli?

Şapkamızı önümüze koyup düşünmeliyiz

Suçlamadan, hesap sormadan ve dert yanmadan dertleşmeliyiz.

Evet evet dertleşmeliyiz.

Günümüzde en çokta buna ihtiyacımız var.

Yaklaşımımız, iletişim dilimiz ne kadar doğru?

Aldığımız kararlar, acaba haksızlık duygusu mu oluşturuyor?

Kalp mi kırıyoruz, gönül mü kazanıyoruz?

Hatta dua mı alıyoruz, beddua mı?

Yeter ki meyve yiyelim derken,dalın kırılması umrumuzda mı acaba?

“Hele bazı zevatların ben böyle biriyim” deyip problemli yaklaşımlarını meşrulaştırmalarına ne demeli?

Bütün mesele meyve yemek olmamalı, dalı kırmamalı ve incitmemeli…

İnsanların umudunu, sevincini çalmamalı.

Hayattan soğutmamalı.

Katil, sadece insanları öldüren değildir, insanların yaşama sevincini öldürenler de katil.

Penguen, insanların birbirini ne denli yorduğunu, kırdığını, incittiğini ve birbirinden ne denli sıkıldığını, bunaldığını ifşa etti, gün yüzüne çıkardı.

Eş, eşten; çocuk, anne babadan ve anne baba çocuktan yakınıyor. Kısacası herkes birbirinden yorulmuş durumda.

Dahası bulundukları konum itibari ile bazı önemli ama değersiz yönetici ve patronlar; çalışanlarını yormuş ve bezdirmiş durumda…

Önemli biri olunca, dikenli ve anlayışsız dil ile değerli biri olunmuyor maalesef.

Keyfi davranılmamalı…

İnsanlığı ile mevki makamı arasında sıkışıp kalanlar çok fazla.

Mevki makam seni önemli biri yapar ama değerli biri yapmaz.

Değerli biri olmak, mevki makamdan bağımsızdır.

Evet, kısacası bir bezmişlik ve tükenmişlik vücut bulmuş.

Elbette günümüz dünyasında herşeyin çok hızlı gelişip dönüşmesinin getirdiği yalnızlığın ve belirsizliğin de etkisi yok değil.

Durum böyle olunca Kafka’nın buyurduğu gibi yeter ki buradan gideyim oluyor.

Tıpkı penguen gibi başını alıp bir meçhule gitmesi gibi yeter ki buradan gideyim deyip gidesi var herkesin içinde…

Keşke mecbur kaldığı için değil, hayallerin peşinden gitse herkes…

@msahmarhan
Mehmet Şah Marhan
Sosyolog/Eğitimci-Yazar