Toplam kalite felsefesine göre hiçbir şey mükemmel değildir; her şey daha ileriye taşınabilir. Bu anlayış, her işte “daha iyi nasıl olur?” sorusunu sormayı gerektirir. Bunun da iki temel şartı vardır: israfı azaltmak ve sorunları gizlemek yerine ortaya çıkarmak.
Bir işi yaparken gereksiz yere kullanılan her kaynak
(makine, malzeme, iş gücü, enerji vb.) israftır. İsraf, sadece maddi kaynaklarla sınırlı değildir, çok geniş kapsamlı bir kavramdır ve yüce dinimizde de israf haramdır.
Örneğin; düzensiz yerleştirilmiş aletler arasında bir parçayı ararken geçen zaman da bir israftır.
İsrafı azaltan her adım, iyileştirme yolunda atılmış önemli bir adımdır.
Diğer yandan; sorunları saklamak değil, üzerine gitmek gerekir.
Çünkü her sorun, aslında bize gelişmemiz gereken alanı gösterir.
Toplam kalite anlayışını benimsemiş bir kurumda adeta sürekli bir “sorun avı” vardır. Bu noktada karşımıza önemli bir kavram çıkar: Kaizen.
Kaizen; Japonca “kai” (değişim) ve “zen” (iyi) kelimelerinin birleşimidir.
Anlamı: “Daha iyiye doğru sürekli değişim.” Kaizen; küçük adımlarla ilerleyen, insana dayanan,
bilgiyi paylaşan ve sürekli gelişimi hedefleyen bir yaklaşımdır.
Bu anlayışın temel sloganı ise şudur:
“Mükemmel, iyinin düşmanıdır.”
Sürekli gelişimi sağlamak için üç temel şart vardır:
1. Mevcut durumu yetersiz görmek
2. İnsan faktörünü geliştirmek
3. Problem çözme tekniklerini yaygınlaştırmak
Bir kurumda çalışanların yönetime katkı sunması sağlanmalıdır.
Bunun için onların fikirlerini rahatça ifade edebilecekleri ortamlar oluşturulmalıdır. Çalışan, iş yerini sahiplenmelidir. “Kendim için çalışıyorum” duygusunu hisseden kişi; aksaklıkları fark eder, çözüm üretir ve işini daha iyi yapar.
Peki bugün İnegöl’de kaç kurumda değişim ve daha iyi için, çalışanlara imkan tanınıyor. Kaç kurumda çalışanlara gerçekten söz hakkı veriliyor? Kaç işletmenin koridorlarında “Bir fikrim var” kutuları var? Kaç kurumda çalışanların önerileri değerlendiriliyor ve ödüllendiriliyor? Düşünün…
2000 çalışanı olan bir kurumda yılda 5000 öneri geliyorsa, orada değişimi durdurmak mümkün değildir.
Üst yönetim, çalışanlarını gerçekten dinlemeli ve onların fikirlerini ciddiyetle değerlendirmelidir.
Bu duruma güzel bir örnek:
Japonya’da bir kozmetik firmasında, bir müşteri aldığı sabun kutusunun boş çıktığını bildirir.
Yönetim sorunu araştırır ve üretim hattında bir aksaklık olduğunu tespit eder. Mühendisler çözüm olarak yüksek çözünürlüklü X-ray cihazı tasarlar. Böylece kutular kontrol edilecektir. Ancak aynı fabrikada bir işçi çok daha basit bir çözüm üretir: Üretim hattına güçlü bir vantilatör yerleştirir. Dolu kutular yoluna devam eder, boş olanlar ise hafif oldukları için hattan uçar. Basit, etkili ve düşük maliyetli bir çözüm… Bu örnek bize şunu gösterir: Çalışanlarını dinleyen kurumlar kazanır. Sürekli gelişmenin faydaları açıktır:
* Kurum içinde dinamizm oluşur
* Ortak hedef bilinci gelişir
* Sorunlar hızlı ve kalıcı şekilde çözülür
* Çalışanların bilgi ve becerisi artar
* Motivasyon yükselir
* Verimlilik ve rekabet gücü artar
Atalarımız ne güzel söylemiş:
“Bin biliyorsan da bir bilene danış.”
Belki de en büyük gelişim,
“Ben biliyorum” demeyi bırakıp “Bir fikrin var mı?” diye sormakla başlar.
İyi haftalar, sağlıklı günler dilerim.