“Öğrenmemi engelleyen tek şey aldığım eğitim olmuştur.”
— Albert Einstein
Eğitim sorunları sadece taş ve tuğladan, yani okul binalarından ibaret değildir. Sorun; okul ya da derslik eksikliği değil, onların içinde ne yapıldığıdır.
“Başkaları bir yapsın, iyi sonuç verirse ben de tekrarlarım.” anlayışı bu noktadaki en büyük şanssızlıklarımızdan biridir. Başkalarından öne geçmek ya da en azından aradaki farkı kapatabilmek için bazı şeyleri ilk defa deneyen kişi olmaya razı olmalıyız.
Okul, bir arı kovanı gibi olabilir mi?
Arılar birbirlerine bağımlıdır ama özgürce hareket ederler. Her biri kendi kararını verir; ancak ortak bir amaç için birleşirler. Okulda da böyle bir yapı olabilir: birlikte ama bağımsız. Bu yaklaşım; güveni, otonomiyi ve iş birliğini temel alır.
“21. yüzyılın cahilleri okuma yazma bilmeyenler değil; öğrenemeyen, öğrendiklerinin bir bölümünü unutamayan ve yeniden öğrenemeyenler olacaktır.”
— Alvin Toffler
Bir düşünelim: Bu yıl okula başlayan çocuklar 2084 yılında emekli olacaklar. Dünyanın beş yıl sonra neye benzeyeceğini bile bilmiyoruz. Bizler ise çocukları belirsiz bir gelecek için eğitmekle görevliyiz. Bu yüzden eğitim sistemimizi ve çocuklarımızı yetiştirirken benimsediğimiz temel prensipleri yeniden düşünmeliyiz.
Bugün çoğu zaman çocukları hayatın zorluklarından korumaya çalışıyoruz. “Aman üzülmesin, aman zorlanmasın” diyoruz. Oysa insanı insan yapan; utanma, üzüntü, başarısızlık, kızgınlık ve hayal kırıklığı gibi duygulardır. Çocukların zaman zaman olumsuz duygularla karşılaşması, zorlanması gerekir.
Çocuk, küçüklükten itibaren bir işi ödül almak için değil, o iş onun sorumluluğu olduğu için yapmalıdır. Ailenin bir parçası olarak sorumluluklara katılmalı, kararlarının sonuçlarıyla yüzleşmeli, insan ilişkilerinde sınırların nerede başladığını ve bittiğini öğrenmelidir.
Bugün birçok çocuk okula yetişme sorumluluğunu bile yaşamadan büyüyor. Servis kapıdan alıyor; el bebek gül bebek büyütülen çocuklar, hayatın gerçekleriyle karşılaştıklarında zorlanıyor.
Okulda yapılan iş aslında öğretmek değil, öğrenmektir. Bu yüzden öğretmen denilen kişinin gerçek tanımı; öğrenme ortamını hazırlayan, koruyan ve geliştiren kişidir.
Yabancılar eğitime “yetenek havuzu” der. Etkili okul; güçlü öğrencileri parlatan değil, zayıf öğrencileri geliştiren okuldur. Çünkü eğitim programları genellikle orta düzey öğrenciye göre hazırlanır.
Sıradan öğretmen anlatır.
İyi öğretmen açıklar.
Yetenekli öğretmen gösterir ve yaptırır.
Büyük öğretmen ise ilham verir.
490 puan alan bir öğrenciyi iyi bir üniversiteye yerleştirmek sizi lider öğretmen yapmaz. Lider öğretmenlik; 310 puanlı bir öğrenciyi ayağa kaldırmak, ona hedef göstermek ve hayatına dokunabilmektir.
Bu süreç; başlatıcılık, sürdürücülük ve sonlandırıcılık ister. Özveri ister, çaba ister. Bir insanın hayatına dokunmayı gerektirir.
Öğretmenim, sen de lidersin. Liderlerin lideri ol.
Öğrenci okula forma giyerek geliyor ve kendisini size teslim ediyor. Öğrenciye forma giydiren değil, öğretmene forma veren lider olun.
Her öğrencinin farklı zekâ özellikleri vardır. Lider öğretmen herkesin öğrenme yolunun farklı olduğunu bilir ve eğitimini buna göre şekillendirir. Gerektiğinde metafor kullanır, güncel olaylardan yararlanır; bazen de bir Anadolu türküsünün dizelerinden yola çıkarak öğrencinin kalbine dokunur.
Öğretmen şahsiyetli olmalıdır. Çünkü şahsiyet, şahsiyet inşa eder.
Kardeşliğin doğduğu, kan ve gözyaşının durduğu nice bayramlara ulaşmanız dileğiyle…
Ramazan Bayramınız kutlu olsun.