Biliyorsunuz, aile dediğimiz bu evrensel yapı, devirden devire, bölgeden bölgeye hep farklılık göstermiş.

Ama şunu hepimiz biliyoruz ki; toplumun gönlünde ve hukukunda kabul gören asıl aile, o gönül bağının dini-resmi nikâhla taçlandığı yuvadır.

Aile sadece bir barınak değil, insanın sevgi, saygı, güven ve yardımlaşma gibi en temel ruhsal ihtiyaçlarını karşılayan şifalı bir etkileşim alanıdır.

Burada öğrendiğimiz bir tatlı dil, bir ince nezaket, yani adab-ı muaşeret, emin olun kapıdan dışarı çıktığımızda tüm toplumu güzelleştiren birer tohuma dönüşüyor.

Bugün etrafımıza baktığımızda farklı aile tipleri görüyoruz. Yerleşim yerine göre köy veya kent ailesi diyoruz; sayımıza göre geniş ya da çekirdek aile...

Kiminde otorite anaerkil, kiminde ataerkil; kiminde ise kararların hep birlikte alındığı o özlediğimiz demokratik aile yapısı hakim.

Hele o dedelerin, ninelerin, amca ve dayıların bir arada olduğu geniş ailelerin tadı bir başkaydı, değil mi?

Büyüklerin küçüklere yol gösterdiği, küçüklerin ise hürmette kusur etmediği o yuvalar, kuşaklar arasında ne güzel bir köprüydü.

Şimdilerde çekirdek aileye geçsek bile, şükür ki Türk-İslam kültürünün o vefalı ruhu sayesinde büyüklerimizi asla başımızdan eksik etmiyoruz.

Neslimizin devamı ve evimizin neşesi olan çocuklarımız da bu sevgi ikliminde değer görerek büyüyor.

Peki, neden evleniriz? Aslında bu bir ihtiyaç. Kadın ve erkek arasındaki o bağ kurma arzusu, doğrudan insan doğasından, yani fıtratımızdan geliyor. Rum Suresi 21. ayette ne güzel buyuruyor Rabbimiz:

"Kendilerinde sükûn bulmanız için kendi nefislerinizden eşler yaratması ve aranıza sevgi koyması O’nun delillerindendir..."

Bu bağı Allah’ın varlığının bir kanıtı olarak görmek, İslam’ın evliliğe ne kadar mukaddes bir değer verdiğini göstermiyor mu?

İnançlarımızı, bizi biz yapan değerlerimizi ve o zarif görgü kurallarını ilk nerede öğreniyoruz? Elbette ailemizde. Aile içinde adaba ne kadar hassasiyet gösterirsek, sokağımız da mahallemiz de o kadar huzurlu olur.

Dostlar, bizde evlilik geleneği öyle dünkü mesele de değil. Türk kültüründe bu olgu, toplumsal yapımızı çelik gibi güçlendirmiş bir gelenektir. Çince ve Türkçe ilk kaynaklara baktığımızda, evlilik geleneğimizin izlerinin ta Hunlara kadar uzandığını görüyoruz.

Göktürklerden bugüne, binlerce yıllık bu miras, ufak tefek değişikliklerle ama o özündeki asaletle yaşamaya devam ediyor.

Yani demem o ki; ailemize, ocağımıza ve oradaki adabımıza sahip çıkalım. Çünkü güçlü bir gelecek, ancak kökleri sağlam ve terbiyesi yerinde ailelerin omuzlarında yükselebilir.

AYŞE ŞEN BAYRAKTAR

Kaynak: Adab-ı Muaşeret Ders Kitabı-MEB