Bugün biraz aynanın karşısına geçelim ama sadece saçımızı düzeltmek için değil, o üzerimizdeki kıyafetlerin ruhumuzla ve toplumla nasıl bir bağ kurduğunu konuşmak için...

Giyim kuşam sadece bir kumaş parçası değildir; içinde yaşadığımız topluma sunduğumuz sessiz bir selam, kendimize duyduğumuz saygının aynası ve kültürümüzün taşıyıcı sütunudur.

Bilirsiniz, bizler geleneklerimizle, göreneklerimizle harmanlanmış bir hayat süreriz. Kıyafet dediğimiz şey de aslında bu hayat şartlarının bir yansımasıdır.

Yaşadığımız toplumun değer yargılarını cebimize koyup, sokaktaki düzene uygun giyinmek; aslında etrafımıza "Sana değer veriyorum ve seninle uyum içindeyim," demenin en zarif yoludur. İşte bu uyum, o özlediğimiz huzurlu ve sağlıklı iletişim ortamının anahtarıdır.

Hani derler ya "Eski olsun ama temiz olsun," diye... Ne kadar doğru! İslam dini de tam bu noktada bize harika bir rehberlik sunuyor. Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav), temizlik ve nezaket konusunda her zaman rol modelimiz olmuştur.

Bir gün üzerinde kirli elbiseler olan birini gördüğünde, "Bu adam elbisesini yıkayacak bir şey bulamıyor mu?" diyerek aslında bize çok önemli bir ders vermiştir. Allah güzeldir ve güzelliği sever. Bu yüzden tertemiz bir kıyafet, sadece şıklık değil, aynı zamanda manevi bir hassasiyettir.

Adabımuaşeret dediğimiz o nezaket kuralları silsilesi, ayakkabımızın tozundan aksesuarlarımızın rengine kadar uzanır. Ayakkabınız eski olabilir, tamir görmüş olabilir; bunda zerre sakınca yok. Ama kirli ve bakımsız olması sosyal ortamlarda pek de hoş karşılanmaz.

Peki ya mekana göre giyinmek? Bir stadyumda eşofmanınızla maçın heyecanına ortak olmak, okulda gururla formayı taşımak ya da iş yerinde ciddiyeti koruyan uygun, kurumsal, resmi kıyafetleri seçmek... Hepsi toplumun o güzel ahenginin birer parçası.

Kıyafetimiz, aslında başkalarına vermek istediğimiz mesajın bir özetidir. Aynı kültüre ait insanların giyimindeki o ortak uyum, toplumsal birliği de pekiştirir. Ancak dikkat etmemiz gereken bir nokta var: Gösterişten kaçınmak. * Ziyaret Adabı: Bir cenaze evine ya da hasta yatağına giderken çok renkli, abartılı aksesuarlarla gitmek nezaketle bağdaşmaz. Orada sessiz bir empati kurmak gerekir.

Ev Hali: "Aman canım evdeyim, kim görecek?" demeyin. Evde temiz, rahat ve aile mahremiyetini koruyan kıyafetler seçmek, hem insanın kendi öz güvenini taze tutar hem de aile üyelerine duyulan sevgiyi gösterir. Kapı çaldığında üzerimizde bir özen olması ne güzel bir inceliktir!

Özel Günler: Düğünler ise bambaşka bir dünya. Gelinliğin zarafeti, damadın koyu renk takımıyla bütünleşirken biz davetlilere düşen; özenli ama gelin ve damadın önüne geçmeyecek kadar mütevazı olmaktır.

Anadolu'nun o renkli dünyasına baktığımızda kadınlarda tülbentten şalvara, erkeklerde kasketten mintana kadar uzanan muazzam bir zenginlik görürüz. Bu sadece bir giyim tarzı değil, Türk-İslam kültürünün somut mirasıdır.

Okullarımızda ise formanın bambaşka bir işlevi var. Sadece bir düzen değil, aynı zamanda güvenliğin de teminatıdır. Öğrenciyi dışarıdaki yabancıdan ayırt eden o forma, evlatlarımızın güven içinde eğitim almasına yardımcı olur.

Kıyafetimiz karakterimizin bir parçasıdır. Temiz, ütülü ve yerinde seçilmiş bir giysi hem öz güvenimizi artırır hem de toplumda kabul görmemizi sağlar. Unutmayın, şıklık pahalı kıyafetlerde değil, doğru zamanda doğru nezaketi giyebilmektedir.

AYŞE ŞEN BAYRAKTAR

Kaynak: Adab-ı Muaşeret Ders Kitabı-MEB