Evlilik sadece iki imza değil, iki ruhun birbiriyle sözleşmesidir. Peki, bu kutsal bağı ayakta tutan asıl sır nedir?

Hani derler ya, "Evlilik, iki kişilik bir yalnızlık değil, iki kişinin bir dünyayı paylaşma sanatıdır."

İşte bu sanatı icra ederken fırça darbelerimize ne kadar dikkat ediyoruz?

Aslına bakarsanız evlilik, teknik olarak bir kadının ve bir erkeğin birlikteliğini meşru kılan hukuki bir sözleşmedir.

Toplum önünde "biz biriz" demenin, haklarımızı güvence altına almanın yoludur. Ancak mesele sadece imza atmakla bitmiyor. Asıl yolculuk, o kapı kapandıktan sonra başlıyor.

Dinimizde de buyurulduğu üzere, "Sizin en hayırlınız, ailesine karşı en hayırlı olanınızdır." (Hadis-i Şerif).

Eşler birbirine sadece hayat arkadaşı değil, aynı zamanda birer aynadır. Birbirini iyiliğe teşvik etmek, kötülükten sakındırmak bu bağın en güzel meyvesidir.

Hani o meşhur tabirle "iki dünya saadeti" dediğimiz şey, bir eşin diğerine "Gönlümün nuru" diye hitap etmesinde, kusurları bir gece gibi örtmesinde gizlidir.

Ne de olsa Bakara Suresi'nde Rabbimiz eşleri birbirine "elbise" (libas) olarak tanımlar. Elbise nasıl bizi korur, örter ve yakışırsa, eşler de birbirine öyle siper olmalıdır.

Bizim köklerimizde "eş" demek, sadece ev arkadaşı demek değildir. Şöyle bir tarihin tozlu sayfalarını karıştırdığımızda karşımıza muazzam bir tablo çıkar. Hatırlayın Deli Dumrul’u...

Eşi, onun için canını vermeyi göze alır. Dumrul ise kıyamaz sevdiğine, "Alırsan ikimizin canını beraber al, bırakırsan beraber bırak" diye yakarır Yaradan’a. İşte o samimiyet, onlara 140 yıllık bir bereket kapısı açar.

Sadece destanlarda mı? Hayır!

İslam öncesinden Osmanlı’ya kadar Türk kadını hep omuz omuza olmuştur beyiyle. "Hatun" demiştir hakan, yanına oturtmuştur; devlet yönetmiş, elçi kabul etmiştir.

Selçuklu’da "Terken" olmuş, kendi ordusuyla, divanıyla devletin yükünü sırtlanmıştır.

Osmanlı padişahları en kritik kararlarda eşlerinin fikrine danışmıştır. Bu, bir boyun eğiş değil; sarsılmaz bir güvenin ve sadakatin resmidir.

Tabii ki her evde bazen bulutlar toplanır, yağmur yağar. Önemli olan o fırtınada birbirinin elini bırakmamaktır.

Atalarımız boşuna "Yuvayı dişi kuş yapar" ya da "Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır" dememiş.

Bir sorun çıktığında; sakin kalmak, insaflı davranmak ve gönül almayı bilmek en büyük asalettir. Aidiyet duygusu, zor günde "ben buradayım" diyebilmektir.

Gelin, bugünden tezi yok eşimize daha güzel bir üslupla, daha nezaketli bir dille yaklaşalım.

Unutmayalım ki, bu dünyada bize bırakılan en büyük miras; huzurlu bir yuva ve birbirine sevgiyle bakan iki çifttir.

AYŞE ŞEN BAYRAKTAR

Kaynak: Adab-ı Muaşeret Ders Kitabı-MEB