İnsanlar sıklıkla “tükendim”, “çok yoruldum” gibi ifadeler kullanır.
Kimi yoğun bir iş döneminden geçer, kiminin ailevi sorunları olur ve kişi kendini yorgun, bitkin hissedebilir.
Peki hissettiğimiz bu enerji kaybı, yorgunluk ve bunalmışlık hâlinin psikolojideki karşılığı nedir?
Tükenmişlik sendromu (burnout) çoğu zaman tam olarak bu durumu ifade eder. Adı üstünde; tükenmek, yorulmak, sıkılmış ya da bunalmış hissetmek…
Günlük yaşamda yaşanan yoğun stres ve kaygının bir sonucu olarak ortaya çıkabilir. Kişide yalnızlaşma isteği, her şeyi bırakıp uzaklaşma düşüncesi ya da depresif belirtilerle kendini gösterebilir.
Burnout, kişinin yaşamına yabancılaşma hissinin yanı sıra hedeflenen başarıya ulaşılamadığında kendini yetersiz ve başarısız görme eğilimini de beraberinde getirebilir.
Kişi dış etkenlerden çok fazla uyarıldığında hem fiziksel hem psikolojik güçlüklerle karşılaşabilir. Bu etkenler arasında yaşam ortamı, ev düzeni, birlikte yaşanan kişiler, iş veya okul ilişkileri sayılabilir.
Uzun süredir tükenmişlik yaşayan kişilerde fizyolojik değişimler de görülebilir. İştah kaybı ya da aşırı yeme, az ya da çok uyuma, bedensel ağrılar, halsizlik ve bağışıklık sisteminin zayıflamasına bağlı olarak sık hastalanma bunlardan bazılarıdır.
Peki tükenmişlik sendromu bir depresyon çeşidi midir? Hayır. Tükenmişlik, depresyonla ilişkili olabilse de onunla aynı değildir ve ayrı bir klinik tanı olarak değerlendirilmez; daha çok işle ve kronik stresle bağlantılı bir sendrom olarak ele alınır.
Depresyon ise genetik, çevresel ve psikolojik etkenlerin birleşimiyle ortaya çıkan ve yaşamın birçok alanını etkileyen bir ruh sağlığı bozukluğudur. Tükenmişlik yaşayan kişiler genellikle iş ortamında kendini bitkin hissederken, iş dışındaki alanlarda zaman zaman keyif alabilir. Bu iki durumun karıştırılmaması önemlidir.
Bu tükenmişlik hâlinden nasıl çıkabiliriz? Öncelikle duygularımızı görmezden gelmek ya da “dayanmak” çözüm değildir.
Aksine yaşanan süreci fark etmek, adlandırmak ve destek aramak daha sağlıklı bir yaklaşımdır. Kendi ihtiyaçlarını tanımak ve değişim için küçük adımlar atmak, iyilik hâline ulaşmada önemli bir başlangıçtır.
Sosyal temas, stresle başa çıkmada güçlü bir koruyucu faktördür. Açık iletişim kurabileceğiniz, sizi yargılamadan dinleyebilecek birinin varlığı büyük destek sağlar. Bu kişinin stres kaynağını ortadan kaldırması değil, sizi anlaması ve yanınızda olması değerlidir.
Bazen yaşam düzeninde yapılacak değişiklikler de iyileştirici olabilir. İş değişikliği, sorumlulukların yeniden düzenlenmesi ya da sizi yoran kişilerle sağlıklı sınırlar koymak kişinin kendine yapabileceği önemli yatırımlardandır.
Unutulmamalıdır ki değişim her zaman mümkündür. Küçük bir adım bile kişinin kendini daha güçlü, daha dengeli ve daha iyi hissettiği bir yola girmesine yardımcı olabilir.
Zehra DURMUŞ
Psikolog & Aile danışmanı