Cemil Meriç’in bir sözünü okumuştum.
Gerçekten çok etkilendiğimi belirtmek istiyorum.
“İYİLİK EDEN MÜKAFAT BEKLİYORSA TEFECİDİR.”
İyilik, karşılık beklentisiyle yapıldığında, iyilik olmaktan çıkar.
Bir alışverişe dönüşür.
Hatırlatılan iyilik, iyilik olmaktan çıkar; bir borç senedine dönüşür.
İyilik, Allah’a yapılır; kul sadece vesiledir.”
İyilik yapıldıktan sonra hesap tutuluyorsa, orada merhamet değil menfaat vardır.
Gerçek iyilik, karşılık beklemeden yapılandır.
Ödül insanların takdirinde değil, Allahtan beklenmelidir.
Dervişe sormuşlar:
İnsanlara neden bu kadar çok iyilik ediyorsun?
Cevap kısa ve sarsıcıdır:
“Ben insanlara değil, Rabbime borç ödüyorum.”
İyilik borçla yapılır mı?
Evet. Kul, kendisine verilen nimetlerin borcunu iyilikle öder.
Ama bu borcun alacaklısı insan değil, Allah’tır. Demiş.
İnsanlardan mükâfat bekleyen iyilik, ticarettir.
Yaratıcıdan beklenen iyilik ise teslimiyettir.
İyilik, yapılan işten çok niyet meselesidir.
Kur’an uyarıyor:
“İyilik yapmayı kendine kazanç aracı kılma veya yaptığın iyiliği çok görüp başa kakma”.
Gerçek iyilik, karşılık bulmadığında da susabilmektir.
Gerçek iyilik, nankörlük gördüğünde bile bozulmamaktır.
Gerçek iyilik, hesabı dünyada değil, Hakk’ın divanında görmektir.
Elin verdiğiyle kalbin istediği aynı değilse, o iş Allah katında eksik sayılır.
Çünkü Allah surete değil, kalbe bakar.
Kimin söylediğini bilmiyorum.
“İyilik yap denize at. Balık bilmez, Yaratan bilir”.
Ama insan çoğu zaman iyiliği denize değil, deftere atar.
Gerçek iyilik gizlidir. Sessizdir. Karşılıksızdır.
Derler ki:
“Kuldan karşılık bekleyen amel, Allah’a ulaşmaz.”
İyiliğin muhatabı insan değildir. Allah’tır.
İnsan unutur, Ama Allah unutmaz.
Son söz: bin bir zahmetle yaptığınız İYİLİĞİ ÖLDÜRMEYİN.
Selam ve dua ile…