Geçen hafta İnegöl Belediyesinin himayelerinde bir “Aile Çalıştayı” düzenlendi. Hakkını teslim edelim, profesyonelce hazırlanmış, verimli bir organizasyondu. Önemli akademisyenler davet edilmişti programa, her masada aile üzerine farklı başlıklar görüşüldü.

Belediyemizin Sosyal Hizmetler Müdürü Hayriye Durmuş hanımın moderatörlüğünde gün boyu kafa yorduk. Takdir ve teşekkürle başlayayım…

Bizim masamız doğal olarak “Çocuk ve Gençlerin Desteklenmesi” başlığı altındaydı ve ondan fazla soruya/soruna çözüm önerisi sunmaya çalıştık…

Suça sürüklenen çocuklar, madde ve teknoloji bağımlılığı, akran zorbalığı, parçalanmış ailelerde çocuk, bahis ve kumar oyunları, aile içi ve dışı şiddet, İntihar vakaları vs…

Başlıklar hepimizin malumu ve kötüye giden bir durum var… Toplar ayaktan ayağa dolaştırılıyor, sebeplerden ziyade sonuçlar konuşuluyor ve kabahat hep başkaları üzerine, çözüm de sorumlulukta bir diğer kuruma paslanıyor… Vakıa bu, biz de aynısını yaptık maalesef…

“Eğitim şart dedik” topyekün bir camiayı töhmet altında bıraktık, “aile bilinçli değil, sağlıklı değil” dedik oraya yüklendik… “Sosyal imkânlar, ekonomi” filan dedik, siyasi mecraya atfettik olan biteni, “Ahlak ve maneviyat eksik” dedik, Diyanete hocalara, camilere yüklendik filan…

Sonuç ve önerilerimiz ya palyatif, ya ütopik kaldı… Toplumsal bir travmanın, bu denli devasa bir sorunun, kokuşmuş düzenlerle, çürümüş sistemlerle çözülemeyeceğini biliyor ama itiraf edemiyoruz çünkü…

Radikal kararlar, sert ve caydırıcı tedbirler olmadan, can yakan kanunlar, muhatabını dehşete düşürecek cezalar olmadan, meselenin hallolmayacağı gün gibi ortada…

Birkaç hafta önce, bir sınıfta ders öğretmenine neredeyse sınıftaki tüm öğrencilerin saygısızlığı, alaycı tavır ve hareketleri ne çok yakmıştı canımı…

Lise öğrencisiydi bu çocuklar, yani ilk ve orta okulda, onlarca öğretmen ve idareci bunlara emek vermişti, değil mi?... Halihazırda bu okulun bir idaresi, bu çocukların annesi babası ve ailesi vardı değil m?... Vardı da bu çocukların dünyasına kadim töre, fıtrattan edep, ahlak ve maneviyat, adab-ı muaşeret nasıl sirayet edememişti…

Sonra bir okul müdürü, ulusal medyaya, dijital alana düştü görüntüleri… İnfial oldu, yer yerinden oynadı...

Okul müdürü, tanıdığımız bildiğimiz, hayırsever, merhametli bir insan, hırsla, sinirle bir öğrenciyi itti, çocuk yere düştü filan. Zinhar tasvip edilecek bir durum değil amma bu naif adamı o seviyeye getiren durum nedir?... Biraz araştırdım… İstiklal Marşımız okunurken önündeki arkadaşına densizlik yapmış bu çocuk, defaatle de uyarılmış aynı konuda… Çocuğun bu tepkiyi hak ettiği etmediği mevzusunda değilim ben, aklıselimler bunu irdeliyor zaten. Ben, bu çocuğa bunca senedir her hafta başında ve sonunda okunan Milli Marşımızın mana ve ehemmiyetini, “dur” deyince durulması, “yapma” deyince yapmaması gerektiğini nasıl anlatamamışız, orasındayım meselenin.

Başka hususlar var aileye, insana dair, Türk toplumunu tümüyle çevreleyen… Okumuşunu da cahilini de sarmalayan ibretlik olaylara şahit oluyoruz…

Eşek yüküyle parası olduğu halde yasadışı, yasa içi bahis ve kumar oynayan müptezeller.., Toplumun kahir ekseriyetinin imrendiği mevkide, temsil makamında olup uyuşturucu kullanan, kullandırtan, gayriahlaki ilişkiler içinde yüzen utanmazlar var mesela… Dindar cenahta söz sahibi, bir faninin elde edebileceği her türlü makam ve şöhreti yakalamış arlanmazlar var, söyleşilere davet ettiğimiz, gençlere rol model sandığımız elitler var ki, iğrenç fanteziler içindeymişler meğer, şaşırıp kalıyorsun…

Rüşvet, yolsuzluk, adam kayırma, para, fuhuş, uyuşturucu… Her türlü haltı ortaya döküldüğü halde pişkin, arsız bir tayfa bir tarafta, onları camiasına, partisine, tarikatına dayanıp cansiperane savunan ebleh bir güruh diğer tarafta….

Kimse temiz değil belli ki, sandığımız kadar…. Tepeden avama herkesin bir faullü, bir kirli hikâyesi var araştırırsan…

Bunca pislik ortadayken, aileyi, çocuğu, genci nasıl zapturapt altına alacaksın, iyiye güzele sevk edeceksin, kiminle yürüyeceksin bu yolda…

“Diziler, bilgisayar oyunları, sanal alem çocukları ve toplumu şiddete yönlendiriyor” diyorlar. Tespit doğru ama esas hedef o değil. Esas gaye, tepkisiz bir toplum, duyarsız, hissiz bir nesil yetiştirmek. Etrafımızda gördüğümüz her türlü şiddete, fuhşiyata ve kötülüğe duyarsız, nemelazımcı bir toplum…

Olduk mu olduk evelallah(!)…

Kabahat kimde?... Onda, şunda, bunda, ama bende değil, bizde değil…

YUSUF ŞEVKİ YÜCEL

30.12.2025 | [email protected]