UNUTULAN BİR KAHRAMANIN İZİNDE: HOCA FÎRÛZ BEY

Merhaba İnegöl'ün güzel insanları! İnegöl'ün tarih ve kültürüne dair yazılarımıza devam ediyoruz. Osmanlı’nın kuruluş sancılarından Fetret Devri’nin karanlık günlerine uzanan bir kesitte, adı tarihin tozlu sayfalarında gizlenmiş dahi olsa İnegöl coğrafyasına silinmez mühürler vuran kahraman bir komutanın; Hoca Fîrûz Bey ve soyunun çarpıcı hikâyesini mercek altına alıyoruz.

Tarih, bazen devasa zaferlerin gölgesinde kalmış, ancak devletin bekası için en ön safta dövüşmüş serdengeçtilerin omuzlarında yükselir. İşte bu müstesna şahsiyetlerden biri de Yıldırım Beyazıt Han’ın en yakınında yer almış ünlü akıncı komutanı Hoca Fîrûz Bey’dir. O, yalnızca sıradan bir asker değil; Osmanlı sancağını –ilk defa– Tuna Nehrinin kuzeyine geçirerek düşman topraklarında askerî harekât gerçekleştirme cesareti göstermiş, gözü kara bir teşkilatçıdır. Devletin yönünü tayin eden stratejik dönemeçlerde de sesini yükselten Fîrûz Bey, Timur ile Yıldırım Beyazıt arasında cereyan eden Ankara-Çubuk Meydan Savaşı öncesinde, sarayda ve orduda tavizsiz bir askerî üstünlüğü savunan “şâhinler grubu”nun en önemli temsilcilerinden biri olmuştur.

Takvimler 1402 yılının Temmuz ayını gösterdiğinde, Ankara Çubuk Ovası’nda yaşanan o meşum muharebe, Osmanlı Devleti için adeta bir yıkım felaketini beraberinde getirdi. Yıldırım Beyazıt’ın ağır bir mağlubiyete uğrayarak esir düştüğü bu savaşta, devlet yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştı. İşte bu kanlı meydanda ve sonrasındaki kargaşada, başta Hoca Fîrûz Bey olmak üzere, yetişmiş birçok Osmanlı devlet adamı şehadet şerbetini içti. Bu fedakâr isimlerin arasında, ilerleyen yıllarda adını sıkça duyacağımız İnegöllü İshak Paşa’nın dedesi Îsâ Bey ve vezir Beyazıt Paşa’nın babası Yahşî Bey de bulunuyordu. Savaş meydanındaki bu ağır kayıp, sadece bir ordunun değil, koca bir neslin de yitip gitmesi anlamına geliyordu.

Ankara’daki bu bozgunun ardından, zafer kazanan Timur’un oğlu Bursa yöresine yıldırım gibi düştü. Yıldırım Beyazıt’ın hazinelerine el koyan istilacılar, tüm bölgeyi korkunç bir şekilde yağmalayıp talan ettiler. Osmanlı beyleri ve aileleri bu vahşi yağmadan çok büyük zararlar gördü; hiç şüphe yok ki bu trajediyi en derin şekilde yaşayanların başında da şehit düşen Hoca Fîrûz Bey’in geride kalan ailesi geliyordu. Bugün İnegöl’ün güneyinde, mücavir alanın hemen bitişiğinde yer alan ve ismini o asil komutandan alan Hoca Köy (Hoca Karyesi), işte vaktiyle Hoca Fîrûz Bey’e dirlik olarak tahsis edilmiş olan topraklardı.

Fakat tarih, Fîrûz Bey’in soyunun asaletini silmeye yetmeyecekti. İlerleyen yıllarda, muhtemelen onun torunu olan bir diğer Fîrûz Bey, Osmanlı devlet yönetiminde yeniden öne çıktı. Antalya ve Muğla coğrafyasında Sancak Beyliği yapan bu torun Fîrûz Bey, bugün Muğla’da hâlâ ihtişamıyla ayakta kalan ünlü Fîrûz Bey Camii’ni inşa ettiren zattır. İşte tarihçiler, sonraki dönemde yaşayan bu kudretli sancak beyi ile karıştırılmaması için, İnegöl’deki ilk cedde “Hoca Fîrûz Bey” unvanını layık görmüşlerdir.

Ankara Savaşı’nın ardından şehzadeler arasında başlayan ve devleti adeta kemiren Fetret Devri’nin o dehşetli iktidar mücadelesinde, Hoca Fîrûz Bey’in oğullarından Yâkub Bey’in, Çelebi Sultan Mehmed’in safında yer alarak Ankara Sancak Beyi olduğunu görüyoruz. Yâkub Bey’in oğlu, yani Hoca Fîrûz Bey’in torunu olan Ali Bey ise Sultan II. Murad devrinde İznik Beyliği ve sarayda Emîr-i Ahûr (Saray Atları Sorumlusu) unvanıyla karşımıza çıkmaktadır. Muhtemelen Ali Bey, İnegöl coğrafyasında dedesi Hoca Fîrûz Bey’den kalan dirliklerin de yeni sahibi olmuştu. Ancak dönemin değişen siyasî dengeleri ve genel durum gereği, Fîrûz adı bir nevi arka plana itilmiş, karartılmış ve söz konusu yerleşim merkezi resmi kayıtlarda sadece "Hoca Karyesi" ismiyle anılmaya başlanmıştır.

Bu köklü ailenin İnegöl coğrafyasındaki izleri bununla da sınırlı değildir. Su-Sığırlık Karyesi’nde bulunan büyükbaş hayvanlar Bursa’ya nakledilince, boşalan bu stratejik bölge ile birlikte Diyadinler (günümüzdeki adıyla Deydinler) Karyesi, Hoca Fîrûz Bey’in torunu Emîr-i Ahûr Ali Bey’e dirlik olarak verilmiştir. Bu gelişmeyle birlikte eski Su-Sığırlık köyü, yeni dönemde sahibinin adına izafeten "Ali Bey Köyü" olarak anılmaya başlanmıştır. Nitekim dönemin en önemli arşiv vesikası olan Hüdavendigâr Livası Tahrir Defterleri incelendiğinde; Domaniç Dağları’nda ve Uludağ’da yer alan pek çok verimli yaylanın, bu kudretli zat (Ali Bey) tarafından kiralandığı açıkça görülmektedir.

Tarihin akışı ailenin kollarını genişletmeye devam edecek; Ali Bey’in oğulları, yani Hoca Fîrûz Bey’in torun çocukları olan Karabey ve Pervane Beyler de sonraki yıllarda bölgenin imarına katkı sunarak bugün yakından bildiğimiz Hamamlı, Çitli veya Çiftlik köylerini kuracaklardır. Bugün İnegöl’ün topraklarına ayak bastığımızda adını andığımız bu köyler, aslında Tuna’yı ilk geçen o gözü kara akıncının, Hoca Fîrûz Bey’in sönmeyen neslinin birer mirasıdır. Onların hikâyesi, yerel tarihin ne denli muazzam bir cihan devletinin köklerine bağlı olduğunun en somut kanıtıdır.

Sıradaki yazımızda görüşmek üzere! Yaşam sevinciniz eksik olmasın!

MURAT ALTIN

Kaynak: gencgazete.net