Merhaba İnegöl'ün güzel insanları! İnegöl'ün tarih ve kültürüne dair yazılarımıza devam ediyoruz.
1402 yılındaki Ankara-Çubuk Meydan Muharebesi’nin ardından Osmanlı, kelimenin tam anlamıyla bir kaosun içine sürüklenmişti. Devletin adeta küllerinden yeniden doğmasını sağlayan ve "ikinci kurucu" unvanını alan Çelebi Sultan Mehmed, 10 yıllık Fetret Devri’ni 1413’te sonlandırıp tek başına iktidara geldiğinde, bu büyük değişim rüzgarından İnegöl coğrafyası da nasibini alacaktı. İşte o fırtınalı dönemin İnegöl'e yansıyan sessiz ama derin hikayesi...
Fetret Devri boyunca şehzadeler arasındaki amansız taht mücadelelerine katılan Osmanlı devlet adamları, bu süreçte çok ciddi şekilde yıpranmıştı. Çelebi Sultan Mehmed’in tek lider olarak başa geçmesiyle birlikte, yönetim kadrolarında büyük bir tasfiye hareketi başladı. Bu tasfiyenin İnegöl’deki en somut ve çarpıcı örneği, şehre gelip yerleşmek zorunda kalan Paşa Yiğit oldu.
Bu temizlik, sadece isimleri değil, devletin yönetim merkezini de değiştirdi. Öteden beri Çandarlı ailesinin tekelinde bulunan vezaret makamı, bu dönemde Amasya ümerasının (ileri gelenlerinin) eline geçti.
Amasya ümerası da Çandarlı ailesi gibi köklü bir Ahi Geleneği’nden geliyordu; ancak yönetim tecrübeleri ve bakış açıları çok daha farklıydı. Bu yeni ekolün en güçlü temsilcisi, padişahın hiç değişmeyen sadrazamı Beyazıt Paşa iken; ikinci derece önemli ve etkili ismi ise Tokatlı İvaz Paşa idi.
Hizmet ve imar açısından bakıldığında, bu fırtınalı dönemde devlet eliyle İnegöl coğrafyasına doğrudan çok büyük bir yatırım yapılmadığını görüyoruz. Örneğin Çelebi Sultan Mehmed, Söğüt Kasabası’na günümüzde hâlâ ayakta olan büyük bir Cuma Camii inşa ettirirken, Bursa’da da veziri ve mimarı İvaz Paşa vasıtasıyla cami, medrese ve türbeden oluşan görkemli bir külliye yükseltiyordu.
Peki, bu devasa projelerin finansmanı nereden sağlanıyordu? Tabii ki çevre bölgelerin vergi gelirlerinden... Bu bağlamda İnegöl’ün sınırları içinde yer alan; Adabînî, Boğaz, Konurlar, Şâp Ali (Şıbalı) köylerinin tüm vergi gelirleri, Bursa’daki bu muhteşem Yeşil Külliye’nin masraflarını karşılamak üzere vakfedilmişti.
Dönemin kudretli devlet adamı Sadrazam Beyazıt Paşa da boş durmamıştı. O da Bursa’da inşa ettirdiği mescit ve medresesinin sürekliliğini sağlamak adına İnegöl’e bağlı; Domaköy (İl Aslan / Aluç / Şehidler), Halalca (Mecîdiye), Karamıklar (Karalar) köylerinin vergi gelirlerini kendi vakfına bağlamıştı.
Aynı zamanda Bursa Yeşil Camii’nin mimarı olan ve ilerleyen yıllarda Sultan II. Murad’ın da vezirliğini yapacak olan İvaz Paşa, İnegöl’ün Yiğitköy civarındaki bir çiftliği, Savcı Bey’in oğlu Süleyman Bey’den satın almış ve bu çiftliğin gelirini de yine Bursa’daki medresesine hayrî hizmet akışı sağlamak amacıyla vakfetmişti.
Amasya kökenli ümeradan Beyazıt ve İvaz paşalar, İnegöl’ün kuzeyinde kalan bu köylerin gelirlerini vakıflaştırarak hayır işlerine yönlendirirken, bölgede önemli bir yerleşim hamlesine de imza attılar.
O dönemlerde sık sık sel felaketine maruz kalan ve halkı mağdur eden Zindancık Köyü'nün yeri değiştirildi. Köy, Koca Dere boyunda kalacak şekilde, takriben beş kilometre güneydoğuya kaydırıldı. Bilecik ile İnegöl arasındaki ulaşımı sağlayan stratejik yolun üzerine Sipahi (Şıbalı) adı verilen yepyeni bir köy kuruldu.
Bu yeni köye köylülerin ibadeti için Sipahî Köyü Mescidi’ni yaptıran isim de yine İvaz Paşa’dan başkası değildi. Asırlara meydan okuyan bu yapı, günümüzde hâlâ ayaktadır ve İvaz Çelebi Camii adıyla tarihe tanıklık etmeye devam etmektedir.
Peki, köyleri çevre imar projelerini fonlayan İnegöl’ün kendi kasaba merkezinde durum neydi? Tahrir defterlerine bakıldığında, Çelebi Sultan Mehmed devrinde İnegöl merkezinde sadece bir tek mescit ve bir adet zaviye tespit ve tescil edilmişti. Bunların dışında kasaba merkezinde halkın sosyal ihtiyacını karşılayacak başkaca bir sosyal yapı ya da hayrî bir tesis mevcut değildi.
Osmanlı’yı uçurumun kenarından alan Çelebi Sultan Mehmed döneminde İnegöl, kendi merkezinde sessiz ve mütevazı bir yaşam sürerken; köyleri, toprakları ve stratejik konumuyla imparatorluğun yeniden ayağa kalkış merkezlerinden biri olan Bursa’nın ihyasında çok kritik bir mali ve idari rol oynamıştır.
MURAT ALTIN