Merhaba İnegöl'ün güzel insanları! İnegöl'ün tarih ve kültürüne dair yazılarımıza devam ediyoruz.
İnegöl coğrafyasında dinî kutlamalar yalnızca inanç hayatının sonucu değil; aynı zamanda güvenliğin, dayanışmanın ve ekonomik paylaşımın yüzyıllar boyu süren dinamikleridir. Dedeler ve pilav günleri, bu ddinamiklerin görünen yüzüdür.
İnegöl coğrafyasında yerleşimin tesadüflere bırakılmadığını anlamak için haritaya değil, tarihe bakmak gerekir. Yerli köyler kurulurken stratejik noktalar özellikle seçilmiştir. Bu nedenle istisnasız tüm yerli köyler, “derbent” ya da “bel” olarak adlandırılan geçit noktalarında konumlandırılmıştır. Yolların kavşakları, akarsuların İnegöl Ovası’na açıldığı alanlar, bu yerleşimlerin tercih edilen diğer odaklarıdır.
Bu stratejik yerleşimlerin hemen yakınında, hâkim tepelerde bulunan dede mekânları ise yalnızca dinî ya da sembolik alanlar değildir. Aksine, bulundukları köy ve çevresi için birer emniyet ve güvenlik unsuru olarak işlev görmüşlerdir. Bugünün kavramlarıyla ifade etmek gerekirse, bu dedeleri sivil giyimli, çoğu zaman askerî nitelikler taşıyan birer istihbarat unsuru olarak değerlendirmek mümkündür.
Halkın desteğini kazanabilmek için bazı dedelerin hastalıkların tedavisinde ün saldığı, bazılarının ise dinî bir kimliğe bürünerek topluma moral kaynağı olduğu görülür. Dede kutlamaları ve pilav günlerinin ihdas edilmesi de yalnızca manevî değil, ekonomik bir amaca yöneliktir. Bu günler, halkın dedelere doğrudan ve dolaylı destek sunduğu, aynı zamanda toplumsal bağların güçlendiği özel zamanlardır.
Kurşunlu Dedesi, Şıbalı Dedesi ve Sırnaz Dedesi bu niteliklere sahip isimler arasında yer alır. “Bakacak Dedesi” olarak da bilinen Kurşunlu Dedesi’nin, yaya birliğine mensup Yegân Gâzî olduğu, tahrir defterlerinde açıkça kayıtlıdır. Zamanla siyasî konjonktür değiştikçe bu kişilerin statüleri de değişmiş, ancak toplumsal etkileri devam etmiştir.
Dedelere ait hatıra mezarları, yalnızca ziyaret mekânları değil; köy ağaları ve kasaba beyleri arasında bir prestij ve güç gösterisinin de aracı hâline gelmiştir.
Dede ve pilav günlerine mutlaka dinî bir görüntü kazandırılmıştır. Adaklar adanmış, kurbanlar kesilmiş, mevlitler okunmuş, dualar edilmiş; ardından folklorik gösterilerle gün tamamlanmıştır. Sunuş biçimi ne olursa olsun, bu organizasyonların ekonomik bir yönü olduğu açıktır. Sosyal kaynaşmayı sağladığı kadar, paylaşım kültürünü de canlı tutmuştur. Dahası, köyler ve köylüler arasında kalıcı bir diyalog sürecini başlatmıştır.
İnegöl yöresinde yapılan bu kutlamaların en görkemlisi ise “babalar babası” olarak kabul edilen Baba Sultan Köyü’nde gerçekleştirilenlerdir. Baba Sultan, İnegöl fatihi Turgut Alp’in mürşidi, Osmanlı Devleti’nin ikinci padişahı Orhan Gazi’nin ise yakın dostudur.
Baba Sultan Köyü’ndeki mimarî eserlerin Orhan Gazi tarafından yaptırıldığı bilinmektedir. Baba Sultan, Baba İlyas’a bağlıdır. Onun şeyhi ise Ebü’l-Vefâ el-Bağdâdî’dir.
Tasavvufî yolda zühdü ve fakrı tercih eden Baba Sultan ve çevresindekiler, şehir hayatını değil kırsalı benimsemiştir.Bizanslı keşişlerin terk ettiği manastırları mesken tutmuş, “Gün yeni, takdir olunacak rızık da yeni” anlayışıyla günübirlik bir hayat sürmüşlerdir.
Bulundukları coğrafyanın sunduğu imkânlardan faydalanmış; av hayvanları ile ceviz, kestane gibi çeşitli meyvelerle geçimlerini sağlamışlardır. Özellikle geyiği eğiterek binek hayvanı hâline getirmişler, eski Türk geleneğinde kutsal kabul edilen bu hayvanın etinden ve derisinden geniş ölçüde yararlanmışlardır.
1327 yılından itibaren Bursa Darphanesi’nde para basımına geçilmesiyle birlikte, gümüş madeninin eritilmesinde kullanılan odun kömürlerinin hazırlanması işi, bir imtiyaz olarak Baba Sultan Köylülerine verilmiştir. Bu hizmet karşılığında, Tekâlif-i Divâniyye adı verilen tüm devlet vergilerinden de muaf tutulmuşlardır.
Bugün geriye dönüp bakıldığında, İnegöl’deki dede ve pilav günlerinin yalnızca birer gelenek değil; güvenlikten ekonomiye, maneviyattan toplumsal dayanışmaya uzanan çok katmanlı bir sistemin parçası olduğu açıkça görülmektedir.
Sıradaki yazımızda görüşmek üzere! Yaşam sevinciniz eksik olmasın!
MURAT ALTIN