Merhaba İnegöl'ün güzel insanları!
İnegöl'ün tarih ve kültürüne dair yazılarımıza devam ediyoruz.
Osmanlı tarihini yalnızca fetihlerle değil, o fetihlerin ardında şekillenen sosyal ve ekonomik dönüşümlerle okumak gerekir. İnegöl’ün kaderini belirleyen süreç de tam olarak böyledir. Ankara’dan Sultanönü’ne, Ahî geleneğinden Oğuz iskânına uzanan bu tarihî çizgide, devlet aklı kadar manevî önderlik de belirleyici olmuştur.
Ankara Ahîleri adıyla anılan Türkmen topluluğu, Orhan Gâzî devrinde Osmanlı hâkimiyetini tercih etmiş, İnegöl–Sungur Paşa Köyü’nde medfun Aksungur’un komutasındaki askerî birlik tarafından teslim alınmıştır. Ancak Orhan Gâzî’nin vefatının ardından değişen siyasî konjonktürü fırsat bilen Ankara Ahîleri, yeniden bağımsız bir konuma yönelmiştir.
Bu gelişme üzerine tahta geçen Sultan I. Murad, ilk askerî seferini Ankara üzerine düzenlemiş; şehri kesin olarak tekrar Osmanlı hâkimiyetine katmıştır. Ankara dönüşünde ise Sultanönü olarak anılan Eskişehir yöresi fethedilmiştir. Bu askerî harekât, yalnızca sınırları değil, İnegöl’ün toplumsal ve ekonomik yapısını da kökten etkilemiştir.
Sultan I. Murad, Ankara ve Sultanönü havzasında yaşayan Ahî geleneğine mensup birçok kişi ve aşireti Bursa ve İnegöl coğrafyasına iskân etmiştir. Oğuz aşiretlerinin yerleştirildiği ve eskiden Cebel-i Ermeniye olarak bilinen dağlık alanlar, bu iskânla birlikte Ahî Dağı adıyla anılmaya başlanmıştır. Bozhöyük-Eşiği’nden başlayıp batıya uzanan bu dağ silsilesi, Kestel’de Bursa Ovası ile buluşur.
Bu sebeple bugünkü kaza merkezi Kestel, Osmanlıların ilk dönemlerinde Ahî Karyesi olarak kayıtlara geçmiştir. Ahî Dağı aynı zamanda Yenişehir Ovası ile İnegöl Ovası’nı birbirinden ayıran doğal bir sınırdır. Sultan I. Murad’ın Ahî geleneğine bağlı Oğuzları bu bölgeye yerleştirmesi, İnegöl’ün sosyal ve ekonomik dokusunu kalıcı biçimde dönüştürmüştür.
Bu dönüşümde iki isim öne çıkar: Kızıl Murad oğlu Aksungur ve Ahîlerin manevî önderi Akbıyık Sultan.
Aksungur adı, Selçuklulardan Osmanlılara uzanan geniş bir tarihî yelpazede karşımıza çıkar. İnegöl ile doğrudan bağlantılı olan Aksungur ise Ankara ve İç Anadolu kökenlidir. “Sungur” kelimesi Farsçada doğan anlamına gelir; Aksungur’un sözlük karşılığı ise Akdoğan’dır. Babası Kızıl Murad olduğu için “Kızıl Murad oğlu” diye anılmış, cesareti sebebiyle bazı kaynaklarda “Kızıl Deli” lakabıyla yer almıştır. Kızıl Irmak gibi günümüze ulaşan isimler, bu tarihî gerçekliğin izlerini taşır.
Aksungur; Orhan Gâzî, Sultan I. Murad ve Yıldırım Bayezit dönemlerinde Bursa Bey Sarayı’nın nâzırlığını yapmıştır. Günümüz ifadesiyle devletin en üst düzey idari koordinatörlerinden biridir. İnegöl–Çavuş Köyü’nün, babası Kızıl Murad’a dirlik olarak verilmesiyle köy, tahrir defterlerinde önce Kızıl Karyesi adıyla kayda geçmiştir. Zamanla köyün mahalleleri saray çavuşlarına timar olarak verilmiş; birleşme sürecinin ardından köyün adı Çavuş Köy olmuştur.
Üç Osmanlı hükümdarına saray nâzırlığı yapan Aksungur, Ankara’nın fethinde oynadığı rol sebebiyle “Ankara fatihi” olarak da anılmıştır. Yıldırım Bayezit’in Germiyan Beyi Süleyman Şah’ın kızı Devlet Hatun ile evliliğinde, düğün alayının Kütahya’ya gidiş ve dönüş güvenliğinden sorumlu en yetkili isim de yine Aksungur olmuştur.
Aksungur’un temlik yoluyla mülk edindikten sonra vakfa dönüştürdüğü Koçi/Suçi Köyü ise İnegöl sınırları içinde yer alır. Bu köy, ilerleyen yıllarda Sungur Paşa adını alarak Osmanlı vakıf geleneğinin bölgede kökleşmesine katkı sağlamıştır.
İnegöl’ün tarihini anlamak, yalnızca bir yerleşimin geçmişini değil, Osmanlı’nın iskân siyasetiyle toplumu nasıl yeniden inşa ettiğini de görmek demektir. Sultan I. Murad’ın askerî kararlılığı, Ahî geleneğinin üretkenliği ve Aksungur gibi devlet adamlarının idari tecrübesi birleştiğinde, ortaya yüzyılları aşan bir tarih mirası çıkmıştır. Bugün İnegöl’ün sosyal ve ekonomik kimliğinde hâlâ hissedilen bu miras, geçmişten bugüne uzanan sessiz ama güçlü bir izdir.
Sıradaki yazımızda görüşmek üzere! Yaşam sevinciniz eksik olmasın!
MURAT ALTIN