Merhaba İnegöl'ün güzel insanları! İnegöl'ün tarih ve kültürüne dair yazılarımıza devam ediyoruz.
İnegöl’ün kırsalında, bugün Sungur Paşa adıyla anılan Koçi Köyü’nde yalnızca bir türbe değil, Osmanlı’nın kuruluş dönemine uzanan güçlü bir hafıza ayakta duruyor. Köylülerin “köy dedesi” diye andığı Aksungur’un hikâyesi, aslında bir yerel figürün çok ötesinde, devletin merkezine uzanan bir hayatı anlatıyor.
Koçi Köyü, tarihsel kayıtlarda Aksungur’un mülkü olarak geçiyor. Bir diğer ifadeyle Kızıl Murad oğlu Aksungur — yahut bilinen adıyla Sungur Paşa — bu toprakların sahibiydi. Ancak onun vefatının ardından köy, varisleri tarafından ibniyet/evladiyet esasına dayalı bir vakfa dönüştürüldü. Yani gelir, nesli sürdükçe evlatlarına ve torunlarına ait olacak; neslin tükenmesi halinde ise vakfın şartları devreye girecekti.
Bu vakıf düzenlemesi yalnızca gelir paylaşımını içermiyordu. Devlete tam teçhizatlı iki asker temin etme yükümlülüğü de üstlenilmişti. Osmanlı literatüründe buna “eşkin verme” denirdi. Köy, yalnızca tarımsal üretimiyle değil, askeri katkısıyla da devlete bağlıydı.
Kaynaklara yansıyan bilgiler Aksungur’un sıradan bir şahsiyet olmadığını açıkça ortaya koyuyor. Ankara’nın fethinde önemli rol üstlendiği belirtiliyor. Dahası, İnegöl yöresine Ahî geleneğine sahip Türkmenlerin getirilip yerleştirilmesinde de etkin bir rol oynadığı ifade ediliyor. Bu yönüyle yalnızca askerî değil, sosyal ve kültürel bir misyon da üstlenmiş görünüyor.
Uzun bir ömür sürdüğü anlaşılıyor. Zira üç Osmanlı hükümdarına saray nâzırı olarak hizmet etmiş bir isimden söz ediyoruz. Osmanlı’nın kuruluş ve yükseliş dönemine tanıklık eden, sarayın en yakın halkasında yer alan bir devlet adamı.
İnceleme gezim sırasında köylülerin Aksungur’u bir “köy dedesi” gibi telakki ettiklerine şahit oldum. Oysa tarihî kayıtlara bakıldığında karşımıza çıkan portre, yerel bir manevi figürden ziyade, devlet mekanizmasının içinde önemli görevler üstlenmiş bir yöneticiye ait.
Koçi Köyü kendisine mülk olarak verilmişti. Varislerinden Paşa Melek, köyü ibniyet/evladiyet sistemi çerçevesinde vakfetti. Şart açık: Nesli devam ettiği sürece vakıf geliri çocuklarına ve torunlarına ait olacak; nesil tükendiğinde ise köy geliri, Hüdavendigâr Sultan I. Murad’ın Bursa Çekirge’de inşa ettirdiği imarete aktarılacaktı. Böylece yerel bir mülk, doğrudan Bursa’daki bir hayır kurumuna bağlanmış oluyordu.
Bugün Sungur Paşa adıyla anılan köyde Aksungur’a ait türbe, hamam ve cami hâlen ayakta. Mevcut cami, mimari özellikleri itibariyle erken dönem yapısı değil. Tanzimat devrinde yeniden ihya edilmiş ve dönemin mimari anlayışına göre inşa edilmiş.
Aksungur’un tarih sahnesindeki yerini bir de Kâmil Kepecioğlu’nun “Bursa Kütüğü” adlı eserinden takip edelim. Kepecioğlu, Aksungur Ağa’yı Birinci Murad’ın emîr-i âlemi olarak kaydeder. İsminin tarihe geçişi ise 1381 yılında yapılan o meşhur düğünle olur.
O yıl, Yıldırım Bayezit ile Germiyanoğlu’nun kızı Devlet Hatun’un düğünü yapılır. Tarihlerde benzerine az rastlanan ihtişamlı bir merasimdir bu. Kütahya’dan gelini almak üzere Bursa Kadısı Koca Efendi ile birlikte Aksungur Ağa görevlendirilir. Onların eşleri, Yıldırım Bayezit’in dâyesi ve üç bine yakın Bursalı ile birlikte Kütahya’ya gidilir. Germiyan Beyi Süleyman Şah, kızını Aksungur Ağa’nın karısı ve dâye hatuna teslim eder. Gelin Bursa’ya bu kafileyle gönderilir. Bursa’da ise görkemiyle dillere destan bir düğün yapılır.
Kepecioğlu’nun kaydına göre, 1381’de gerçekleştirilen bu düğünde Aksungur Ağa hem yüksek bir mevki sahibidir hem de gidip gelen kafilenin başkanlığını yapar. Bu detay bile onun saray çevresindeki ağırlığını göstermeye yeter.
1381 yılında sağ olduğuna göre, Yıldırım Bayezit’in hükümdarlık yıllarında Hakk’a yürümüş olması muhtemel. Türbesini ziyaret ettiğimde doğum ve ölüm tarihine dair herhangi bir kitabe ya da kayıt göremedim. Sessiz bir yapı. Fakat duvarları, Osmanlı’nın kuruluş yıllarına dair çok şey fısıldıyor.
Bugün Sungur Paşa Köyü’nde dolaşırken görülen türbe, hamam ve cami; yalnızca taş ve harçtan ibaret değil. Her biri, bir devlet adamının izini, bir vakıf geleneğinin sürekliliğini ve İnegöl kırsalının Osmanlı merkezine uzanan bağını hatırlatıyor.
Köylüler onu “dede” diye anıyor. Tarih ise başka bir sıfat veriyor: Devlet adamı. Sıradaki yazımızda görüşmek üzere! Yaşam sevinciniz eksik olmasın!
MURAT ALTIN