Merhaba İnegöl'ün güzel insanları! İnegöl'ün tarih ve kültürüne dair yazılarımıza devam ediyoruz.

Anadolu’nun kapılarını sadece kılıçla değil, gönülle de açan; İnegöl coğrafyasını bir vatan toprağına dönüştüren o kadim ruhun izini sürüyoruz.

Değerli okurlar, bugün geriye dönüp baktığımızda İnegöl’ün sadece sanayisiyle ya da köftesiyle değil, derin bir manevi mirasın üzerinde yükseldiğini görüyoruz.

Anadolu’nun Türkleşme ve İslamlaşma serüveninde dört ana sütun vardır ki, tarihçiler bunları; Gâzîyân-ı Rûm (Anadolu Gazileri), Ahîyân-ı Rûm (Anadolu Ahileri), Abdâlân-ı Rûm (Anadolu Abdalları) ve Bâciyân-ı Rûm (Anadolu Bacıları) olarak adlandırır.

İşte İnegöl, bu dört grubun farklı renklerle ama aynı amaçla hizmet ettiği müstesna bir coğrafyadır.

Bu grupları birbirinden keskin çizgilerle ayırmak aslında pek mümkün değildir. Tarihimizin o dev şahsiyetleri, yeri gelmiş kılıç kuşanmış bir gazi, yeri gelmiş bir zaviye piri olmuşlardır.

Söz gelimi, Ertuğrul Gazi, Osman Gazi, Alaaddin Bey, Alaaddin Ali Paşa, I. Murad Hüdavendigâr ve Aksungur gibi isimler sadece savaş meydanlarının kahramanları (Gâzîyân-ı Rûm) değil, aynı zamanda Ahi teşkilatının da birer neferiydiler.

Öyle ki, bir Ahi reisi olan Sultan I. Murad’ın, Yenişehir’de Postinpuş Baba’ya tekke yaptırması, onun aynı zamanda Abdalların (Abdâlân-ı Rûm) yoluna ne kadar değer verdiğini gösterir.

Tersinden baktığımızda da durum aynıdır. Şeyh Edebâlî, Kumral Baba, Dursun Fakih, Şeyh Ahî Hasan, Şeyh Ahî Mahmud ve Akbıyık Sultan gibi gönül erenleri, sadece tekke ehli değil, gerektiğinde cenge giden birer gaziydiler.

İnegöl fatihi Turgut Alp ve Orhan Gazi gibi isimler ise gazilik vasıflarının yanına "Abdal" ruhunu eklemiş; Geyikli Baba, Abdal Murad, Abdal Musa ve Doğlubaba gibi manevi önderlerle aynı safta buluşmuşlardır.

İnegöl coğrafyasının manevi haritası çizilirken iki ana damardan beslendiğini görürüz. Birincisi, Kırşehir’de Ahî Evran ile filizlenen, Ankara ve Eskişehir üzerinden Bilecik’te Şeyh Edebâlî’nin teknesinde mayalanan Ahi geleneğidir.

Bu gelenek, bugün Ahî Dağı (Cebel-i Ermeniye ve Cebel-i Kureyş) dediğimiz yolu izleyerek Bursa’ya kadar ulaşmıştır.

İkinci büyük damar ise Bağdat’ta Şeyh Ebü’l-Vefâ’nın temsil ettiği, Anadolu’ya ise Baba İlyas Horasânî ile taşınan Bâbî düşünce geleneğidir.

Germiyanoğulları coğrafyasında kök salan bu Türkmen grubu, Bursa muhasarası yıllarında (1314) Domaniç Dağları’nı aşarak İnegöl’e intikal etmişlerdir.

İnegöl fatihi Turgut Alp, bu Abdallara kucak açmış, onlara yurt tutmaları için imkânlar sağlamıştır. İlginçtir ki, bu gelenekten gelen Türkmenler, Uludağ’ın kuzeydoğu eteklerinde, eskiden Hristiyan din adamlarının kullandığı şapel ve manastırlara yerleşerek buraları birer İslam ve Türk ocağı haline getirmişlerdir.

İnegöl, işte bu muazzam sentezin, bu büyük "insan inşasının" meyvesidir. Bu toprakların mayasında ahilerin dürüstlüğü, gazilerin cesareti ve abdalların hoşgörüsü vardır.

Sıradaki yazımızda görüşmek üzere! Yaşam sevinciniz eksik olmasın!

MURAT ALTIN