Nimet Hanım Cerrah Köyünde Demirci Çiftliğinde sağım işinde işe başlamıştı. Çiftlikte ki Müştemilatta, çocuklarıyla birlikte bir oda da kalıyordu.
Demirci Çiftliğinin sahibi Demir Bey uzun boylu, geniş omuzlu, mavi gözlü, sarışın düz saçlı, temiz yüzlü, iyi ahlaklı, erdemli, güzel huylu, yakışıklı biriydi. Demir Bey, Nimet Hanım’ın yaptığı işlerden memnundu. Nimet Hanım, çok temiz ve başarılı iş çıkarıyordu. Demir Bey, Nimet Hanım’ın sağım işinden çok konakta çalışması gerektiğine inanıyordu. Mutfak işlerini yapan Naciye’nin işten ayrılması Nimet Hanım için yeni bir fırsat doğurmuştu. Nimet Hanım, Gülnaz Hanım ile görüştü, mutfakta çalışmak istediğini söyledi. Bu öneriye olumlu bakan Gülnaz, Nimet Hanım’ın yaptığı yemeklerini beğenince, mutfakta çalışmaya devam etti.
Nimet Hanım, haline şükrediyordu. Nasıl şükretmesin ki, eşi vefat ettikten sonra sahipsiz kalmış, komşuları olmadık işkenceler yapmış, kocasından ve babasından kalan malına mülküne abisi el koymuştu. Yaşadığı o zorlu hayat artık geride kalmıştı. Şimdi yaban ellerde iş bulmuştu aynı zamanda barınacak yeri vardı, çocuklarıyla birlikteydi. Seymen’inden haber alamıyor olması tek düşündüğü şeydi.
Demir Bey’in eşi Gülnaz, Demir Bey ile aynı köyden Kasırgalıoğlu Çiftliğinin sahibi Nazmi Ağa’nın kızıydı. Gülnaz buğday tenli, uzun boylu, yeşil gözlü, kumral kıvırcık saçlıydı. Saçlarını açtığı zaman bel hizasını geçiyordu. Çiftlik hayatının kurallarını babasından öğrenmişti. Her sabah doru atına biner çiftlik işlerini denetlerdi. Ata binmek işinde, değme erkek eline su dökemezdi. Profesyonel biniciler gibi ata binerdi. Atını zaman zaman dörtnala sürer, antrenman yapardı. Yağmurlu bir gün atını yine dörtnala sürüyordu, atının ayağı tökezledi, Gülnaz’ı sırtından attı. Gülnaz’ın beli kırıldı, kötürüm kaldı. Tek başına hareket edemez, birilerinin yardımına ihtiyaç duyar olmuştu.
Nimet Hanım, çiftlikte yapılacak işlerde kâhyadan sonra en yetkili kişi olmuştu. Nimet Hanım’ın becerisi, dilden dile kulaktan kulağa dolaşıyordu. Her başarıyı muhakkak çekemeyen olurmuş. Nimet Hanım’ın başarısını çiftlikte çalışanlar çekemediği gibi Gülnaz’ da çekemiyordu. Gülnaz, Nimet Hanım’ı içten içe kıskanmaya başlamıştı. Gülnaz’ın, Nimet Hanım’a karşı davranışlarında olumsuz kırılmalar olmuştu.
Nimet Hanım kimsenin etlisine sütlüsüne karışmaz, kendisini adeta çocuklarına adamıştı. Çocuklarının okumasını, eğitim almasını, okula gitmesini istiyordu. Gazi’nin İnegöl’de ortaokula gitmesi gerekiyordu. Demir Bey’e söyledi. O da olumlu baktı.
Bir akşam Nimet Hanım çocuklarıyla müştemilatta uyumak için hazırlık yaparken kapısına kırılacakmış gibi vuruldu. Destur diyerek kapıyı açtı karşısında çiftlikte çalışan Satı Kadını buldu. Hayrola Satı bu ne telaş, alacaklı gibi kapıya vuruyorsun. Satı ‘Nimet kusura bakmayasın ama Gülnaz Hanım seni görmek ister.’
‘Sabah olsaydı, olmuyor muydu?’
‘Ben emir kuluyum, bana ne derlerse onu yapıyorum.’
Nimet Hanım, üzerine şalını aldı konağa vardı, Gülnaz’ın kaldığı odanın kapısına vurdu, içeri girdi. Ne istediğini sordu.
Gülnaz, Nimet Hanım’ı müşkül durumda bırakmak istiyordu. Gazi’yi okula göndermemesini, çiftlikte çobanlık yapması gerektiğini bildirdi. Nimet Hanım buna karşı çıktı ama Gülnaz, önüne iki seçenek koydu. Ya okul, ya da çiftlik.
Nimet Hanım zorlu yaşamına geri dönmek istemiyordu ama oğlunun da okumasını istiyordu. Sabırlı olması gerektiğini her zorluğun bir çözüm yolunun olduğunu biliyordu. Gazi’nin yaşı henüz küçük sayılırdı. Önüne daha çok fırsatlar çıkacağını umut ediyordu. Şimdilik Gülnaz’ın isteklerine boyun eğmekten başka çaresi yoktu. O yıl Gazi’nin akranları okula gidiyordu ama Gazi çobanlık yapıyordu. Bu duruma içten içe üzülüyor, kendince hayıflanıyordu. Gazi yemeden içmeden kesilmiş bir deri bir kemik kalmıştı. Kesik kesik öksürüyor, gecelerini uykusuz geçiriyordu. Nimet Hanım, Gazi’nin iyileşmesi için birçok kocakarı ilaçlarını denedi ama başarılı olamadı.
Nimet Hanım, Gazi’yi doktora götürdü, iğne ilaç aldı, ama bunların da faydası olmamıştı. Başka bir doktora daha götürdü. Doktor, Gazi’yi muayene etti. Gazi’nin biyolojik bir sorun yoktu. Onunla konuştu. Gazi’nin rahatsızlığının okula gitmemesinden kaynaklandığına kanaat getirdi. ‘Hanımefendi bu çocuk okula gitmek istiyor, okula gittiği gün iyileştiğini göreceksin. Ruhların aydınlığı için olmazsa olmazın okul olduğu gibi biyolojik aydınlanmak için de illa da okul gerek.’
ÖZER YILMAZ