Hayat, kocaman bir tiyatro sahnesi gibidir; her birimizin rolü, ihtiyacı ve sancısı bambaşkadır. Bu sahnede herkes kendi hikâyesini yaşar.
Geçenlerde yolum bir hastaneye düştü.
Bir yanda, o dinmek bilmeyen ağrılardan kurtulmak için Allah’a yalvarıp yakaranlar; diğer yanda daha dolgun bir dudak ya da daha "hokka" bir burun için estetik masasına yatmaya hazırlananlar...
Biri sadece huzurla nefes alabilmenin şükründe, diğeri ise görüntüsünün derdindeydi.
Genç bir kadın, dişlerinin daha beyaz ve kusursuz görünmesi için sıra beklerken; hemen karşısında oturan yaşlı bir amca, olmayan dişlerinin yerine yapılacak yapay dişlerin hayalini kuruyordu.
Biri "daha estetik" bir gülüşün peşindeydi, diğeri ise sadece bir dilim ekmeği rahatça çiğneyebilmenin...
Daha sonra bir bankaya uğradım.
Oradaki manzara çok daha çarpıcıydı. Bir genç, en temel ihtiyaçlarını karşılayabilmek ve başını sokacak bir yuva kurabilmek için faizle kredi çekiyor, aslında kendi geleceğini borçlandırıyordu. Yan masada ise bir başkası, elindeki yüklü parayı nasıl daha fazla katlayacağının, faizle nasıl daha çok artıracağının soğuk hesaplarını yapıyordu.
Biri "hayatta kalmak" için borçlanıyor, diğeri ise "daha çok güç" için biriktiriyordu.
Pencereler farklı olsa da gökyüzü hep aynıdır.
ihtiyaçlar arasındaki o keskin fark, aslında bizim en büyük imtihanımız.
Senin bugün "yetersiz" bulduğun, "daha iyisi olmalıydı" diye şikâyet ettiğin ne varsa; bir başkasının her gece ellerini açıp dilediği o en büyük hayalidir.
Şikâyet ettiğin konular, birilerinin sahip olmak için ömrünü vermeye hazır olduğu mucizelerdir.
Bakış açımızı değiştirdiğimizde; dünyanın ne kadar zengin, bizim ise ruhlarımızın ne kadar fakir ve nankör olduğunu anlarız.
Belki de Mutluluk, sahip olduklarımızın bir başkası için "hayal" olduğunu fark edip, aslında o hayalin içinde yaşadığımızı görebilmektedir.
Belki de mutluluğun sırrı; sürekli yukarıya bakıp daha fazlasını istemek değil, biraz da aşağıya bakıp elimizdekilerin ne kadar kıymetli olduğunu idrak etmektir.
Selam ve dua ile.