Böyle olacağı belliydi. Biliyordum derin duygular içinde gözyaşlarımı silmek zorunda olacağımı. Çünkü cezaevi vaizlerinin hatıralarını okumak insanın suçtan, günahtan, hatadan sonrasını görmek gibidir.
Cezaevi vaizlerinin her birine ayrı ayrı, tek tek canü gönülden teşekkür ediyorum. Devletimizin de böyle bir şeyi düşünmüş olması ayrıca takdire şayan bir durumdur. Her cezaevine belki bir usta, belki bir psikolog, belki bir öğretmen gönderilmesi düşünülebilir ama manevi rehberlik adı altında hocaların yani vaizlerin gönderilmesi apayrı bir hassasiyet.
Geçmiş bir dönemde geri zekalının biri “imamlar bu topluma ne katkı sunuyorlar?!” diye saçma sapan bir cümle kurup “bir çorap bile üretmiyorlar” demişti.
Cezaevi vaizlerinin hatıralarını okuyunca nasıl bir üslupla, ne hoş bir ahlakla, ne güzel duygularla o soğuk kapılardan geçip insanların yüreklerine ulaşıyorlar. Onları bulaşıkları kirden, pastan arındırarak; günahtan, hatadan uzaklaştırarak topluma hazırlıyorlar. İnsan okudukça sevinçle hayreti artıyor.
Gerek bayan gerekse erkek hocaların hatıralarından oluşan ve Diyanet Yayınlarından çıkan bu kitabı, birçok insan tarafından okunmasını tavsiye ederim.
İçindekiler sayfasındaki şu başlıklara bakar mısınız: Cezaevinin genç vaize öğrettikleri... Babamı öldürebilir miyim... İyi ki düşmüşüm hocam... Özgürlüğün rengi nereden nereye... Öze dönüş...
Diyanet olunca boynum kıldan ince... Kalpleri yumuşatan Kur’an... İbrahim'in tövbesi... Parmaklıklar ardından Umreye... Nefes alıyorsak umut hala vardır... Güneşe hasret tomurcukları...
Bu başlıklar altında nice diyanet görevlisi yaşadıklarını, tane tane edebi bir üslup çerçevesinde bizlerin gözleri önüne seriyor. Eğer bu hatıralara uzman bir kalem dokunmadıysa şunu çok rahatla söyleyebilirim ki samimiyetle yaşadıkları her bir olayı duygulu kelimelerle anlatmaları yüreğime işledi..
Sanki bir kafiri, Müslüman ediyorlar gibi sevap kazanıyorlar. Ama kendileri de bu işin bilincindeler. “Bir hayat kurtaran birini diriltmiş gibi olur” diyorlar.
Dışlamadan, ötekileştirmeden, sorgulamadan, yargılamadan; sabırla, azimle, büyük bir gayretle çalışmışlar. Dini temsil ettiklerini bilmişler ve insanların yufka yüreklerine dokunmuşlar.
O kitaptan bazı satırlarla da paylaşmak istiyorum:
“Delisi olmadığın işin velisi olamazsın.”
“Bak hoca bizimle dinden imandan konuşmayacaksan buyur gel, yoksa biz kabul etmeyiz” böyle bir cümle sizin yüzünüze okunsa bir daha o kapıya döner misiniz? Önce çekinerek sonra da büyük bir aşkla gidip geldikleri bu cezaevlerinde neler öğrenmişler, neler kavramışlar, kime nasıl dokunmuşlar bir bir okursunuz. “İyi ki düşmüşüm hocam!”
“Şimdiye kadar ben hiçbir şey bilmeden yaşadım yaratılış gayemi, bu dünyaya Allah'a kulluk için geldiğimi, yine Ona döneceğimi burada anladım. Buraya düşmeseydim eğer dünyanın rengine kanıp ahiretimi, ebedi hayatımı kaybedecektim. Rabbimi tanıyamayacaktım Kur'an'la tanışamayacaktım kim olduğunu bilemeyecektim. Kaybettiğim kimliğimi bulamayacaktım. İyi ki buraya düşmüşüm hocam!”
Nasıl bir cümledir bu?! Bu kitapta öyle güzel cümleler var ki altını çizmek yetmedi bir de daire içine aldım, mesela: “Kalkıp gidemediği yerlere dalıp gidiyordu.”
“Kader konuşunca insan susar.” (DEVAM EDECEK İNŞALLAH!)
AHMET TAŞTAN
Kaynak: gencgazete.net