Cafer orta boylu, kalın boyunlu, tıknaz, düz kumral saçlı, saçları önden başının ortasına kadar dökülmüş, düşük dudaklı, semer burunlu, buğday tenli, geniş alınlı, kahverengi gözlüydü. Köyde Cafer’in sülalesine Boynu Kalınlar derlerdi.

Boynu Kalınların kadınları ne kadar güzel ve çekiciyse erkekleri ise o kadar çirkin ve iticiydi. Cafer’in çirkin görüntüsü adeta ruhuna da yansımıştı. Merhamet nedir bilmez, ruhu karanlıklar içinde yüzen, vicdansız, cani, aciz, bir insan müsveddesiydi. Kemal’in vefatından sonra kız kardeşine ve yeğenlerine kol kanat olması gerekirken, onların malına mülküne çökmenin planlarını yapıyor, köyden göçmelerini istiyordu.

Nimet Hanım’ın köyden gitmeyeceğini onlara karşı bazı oyunlar oynaması gerektiğini biliyordu. Her türlü ortam ve şartları değerlendiriyor, Nimet Hanım’ın köyden göç etmesinin yollarını arıyordu.

Cafer ile Kemal, ana tarafından akrabaydılar. Tarlalarının çoğu yan yanaydı. Yazın sarı sıcağında ekinlerin sulanması gerekiyordu. Muhtarlık sulama işini sıraya koymuştu. Sulama sırası Nimet Hanım’a gelmişti. Nimet Hanım oğlu Gazi ile tarlasının yanı başından geçen suyun yönünü akşam ezanından sonra tarlasına doğru çevirdi.

Cafer; gözükmeden, onları uzaktan uzağa takip ediyordu. Karanlık çökmüş, ay ışığı tarlaları aydınlatıyordu. Hafif rüzgâr vardı, rüzgârın esintisiyle ekinler komut verilmiş asker gibi aynı hızda sağa sola, ileriye geriye doğru sallanıyor, uğultulu ses çıkarıyordu. Rüzgârın esintisi ile suyun toprak ile buluşmasının çıkarmış oldukları sesler senkronize olmuş müzik melodisi gibi ortama yayılıyordu.

Senkronize sesler Nimet Hanım’ın ruhunun derinliklerinde alışılmadık bir mutluluk oluşturuyordu. Nimet Hanım, bu mutluluğu bırakıp eve gitmek istemiyordu ama yanında küçük bedeniyle günün yorgunluğuna dayanamayan Gazi uykuya kalmıştı. Gazi’nin uykuya kalması, Nimet Hanım’ın eve dönmesine bir bahane oluşturmuştu. Nimet Hanım eve dönmek zorunda kaldı. Hem dul kadının fazla dışarıda kalması da hoş karşılanmazdı.

Nimet Hanım; Gazi’yi, uykuya daldığı tümseğin üzerinden dürterek uyandırdı, eve gitmeleri gerektiğini söyledi. Nimet Hanım, Gazi’nin küçücük elini, avucunun içine aldı, el ele tutuştu, bağların, bahçelerin içinden düşe kalka eve gittiler.

Nimet Hanım’ın eve döndüğünü gören Cafer, saklandığı yerden çıktı, suyun başına geçti. Suyun yönünü kendi tarlasına çevirdi. Bu döngü her su sırası Nimet Hanım’a geldiğince devam etti. Nimet Hanım’ın ürünleri yeterince sulanmadığı için tarlada kurudu, o yıl ürün alamadılar.

Nimet Hanım’ın sahibi vardı ama sahip çıkmak isteyen kimsesi yoktu. Mal mülk para hırsından gözü dönmüş Cafer, yedi yabancı gibi davranıyordu. Yedi yabancının yapmayacağı kötülükleri, Cafer kız kardeşine yapıyordu. Cafer’de utanma, arlanma duygusu kalmamıştı. Cafer’in eziyetleri sadece bununla kalmıyordu. Nimet Hanım’ı zora sokabilecek her türlü yol ve yordamı deniyordu.

Şükran, Nimet Hanım’ın evinin bahçesine bitişik evde oturuyordu, eşini birkaç yıl önce kaybetmişti. Komşu olarak çok iyi anlaşıyorlardı, yedikleri içtikleri ayrı gitmezdi. Cafer, Nimet Hanım’ın evine sık sık gider gelir olmuştu. Bu gidiş gelişlere Nimet Hanım bir anlam veremiyordu ama yine de kardeşi hakkında olumsuz düşünmüyordu.

Cafer’in sık sık gelişleri meyvesini vermiş Şükran ile bir şekilde konuşmayı başarmış, aklını çelmişti. Cafer, eşinden ayrıldı, Şükran ile evlendi. Şükran’ın yakınları bu evliliğe karşı çıktı ama yapılacak bir şey kalmamıştı. Şükran’ın yakınları, bu evlilikte Nimet Hanım’ın parmağı var diye olmadık işkenceler, sözlü ve fiili tacizler yapmaya başladılar. Cafer de soranlara Şükran ile kendisinin evliliğine, Nimet’in aracılık yaptığını söylüyor, insanları Nimet Hanım’a karşı dolduruşa getiriyordu.

Bir gece vakti Şükran’ın akrabalarıyla, Cafer’in ayrıldığı eşinin akrabaları birlikte hareket etti. Nimet Hanım’ın evine doğru hücuma geçtiler. Cafer, kalabalığı galeyana getirmek için para karşılığı birkaç kişiyi görevlendirdi, kalabalığın içine soktu.

Kalabalığın içinden bazıları insanları galeyana getiriyor, bazıları ise sakin olmaları konusunda telkinlerde bulunuyordu. Topluluk koyun sürüsü psikolojisi ile harekât ediyordu. Kalabalık güruh evin bahçesine girdi. Cafer’in adamları, kalabalığı örgütlüyor evi yakmaları yönünde telkinde bulunuyorlardı. Kalabalık adeta kötülükte birbirleriyle yarış etmeye başlamıştı.

Gazyağına bulanmış sopalarla evi ateşe vermeye, eve doğru taş atmaya başladılar. Atılan taşların denk geldiği yerlerde gedikler açılıyor, camlar kırılıyordu. Kalabalık güruh, Nimet Hanım’ı linç etmek istiyordu. Nimet Hanım, işin vahametini anlamış, uykuda olan çocuklarını uyandırmıştı. Çocuklarına durumu nasıl anlatacağını bilemeden evi derhal terk etmeleri gerektiğini söyledi.

Evin koridorundan depo olarak kullanılan yere açılan kapıdan kimselere görünmeden çıktılar, evden uzaklaştılar. Nimet Hanım ve çocukları, linç olmaktan kurtulmuştu ama evsiz barksız kalmıştılar. Nimet Hanım, gözlerinden inen sicim gibi yaşları elinin tersiyle sildi, huşu içinde tam bir teslimiyet halinde ellerini semaya açtı; ‘Allah’ım bizi daha beterinden koru, bizleri doğru insanlarla karşılaştır’ dedi. Evini ve köyünü terk etti, köyüne bir daha dönmedi.

ÖZER YILMAZ