Dedem Ali Efendi (r.a) seyahat etmeyi çok sever, gittiği yerlerde tarihi mekânları, yörenin evliya kabirlerini ziyaret eder, eski ahbaplarını, akrabalarını bulur, her gittiği yerde hürmet ve tazimle karşılanır, karşılaştığı herkes onu misafir etmek, ağırlamak için yarışırdı… Böyle bir seyahatinde ben de vardım… Yedi sekiz yaşlarındaydım, meraklıydım, özellikle de dedemin yanında olmanın, onun manevi enerjisi ve her an yaşama dair verdiği derslerin büyük keyfini yaşamıştım bu yaşlarda… Bayburt’ta kaldık birkaç gün, ihvanından birilerinde misafir olduk, dedem, babam, amcam, ben ve birkaç kişi daha vardı… Çok anekdot var bu gezilerden kalan ama ben aklımdan hiç çıkmayan ve bu günkü mevzumuza uyan bir sohbeti aktaracağım size…
Bayburt Kalesine baktı uzun uzun, daldı gitti birkaç dakika, bir eli başımda, ensemdeydi… “Ey gidi insanlar, ey gidi zamanlar…” dedi, sustu… “İnsanoğlu çok ahmaktır, en korktuğu şey ölümdür, ölmemek için ömrünü harcar, başkalarını öldürür icabında, çalışır eder, nihayet kendisi de ölür gider… Bak şu kaleye, şu surlara, senelerce çalışarak yükselttiler burçları, dağın zirvesine, en korunaklı, en hâkim tepelere kurdular, muhafızlar, okçular, türlü tedbirler aldılar, hep can kaygısına çalıştılar, sürekli tedirgin yaşadılar…
Bak şu kaleye, bin sene geçti o hala yerinde, yapanlar nerede, kullananlar nerede, onların torunları nerede?... Hepsi en korktukları şeyle karşılaştılar, devrini tamamlayan, eceli gelen gitti… Şimdi söyle bakayım, şu geçici dünya içun, sonunda muhakkak ölüm olan kısa bir ömrü, gelecek kaygısına, ölüm korkusuna habu kadar zebil etmek, ahmaklık değil da nedur?...”
Haklı değil mi dedem, doğru değil mi söyledikleri?… Başta güvenlik, beslenme, barınma, insanların önceliğiydi, sonra mal-mülk biriktirme, daha çok zenginlik peşine düştü insan… Devir değişti, ihtiyaçlar değişti, beklentiler değişti ama gelecek kaygısı, mal, para hırsı değişmedi hiç… Ömür uzadı, teknoloji gelişti, teşhisler, tedaviler hızlandı, konforumuz arttı filan ama tek değişmeyen gerçek ölüm ve ötesi kaldı… Kâfir için de evliya için de, kral için de köle için de, zengin için de, fakir için de “ölüm” var ve mutlaka gelecek…
Bu gerçeklikten yola çıkarak mevcut hayatımız, her kula bahşedilen sınırlı ömür ve gelecekte umduğumuz müreffeh bir dünya için birkaç yatırım tavsiyesi yapacağım, haddimi aşarak…
Daha fazla mal biriktirmek, daha çok para kazanmak, makam ve mevki sahibi olmak, konforlu bir hayat sürmek arzusu, fıtratımıza uygundur, nefsimizin heva ve hevesidir… Anormal bir durum değildir yani… Anormal olan bu konuda hırslı ve merhametsiz olmaktır, kazanırken Allah’ın rızasını kaybetmektir, insanların hakkını gasp etmek, gönlünü kırmaktır… Öldüğünde (ki, er geç olacak bu) burada kalacak neyin varsa, dünyalık ne varsa ardında bırakıp gideceksin, üstelik varislerin de minnetle anmayacak seni, önden gidenlerin durumundan anla… Sağlığında kıyamadığın her şeye kıyacaklar, gör bunu ve sonsuz sınırsız hayatın için fayda sağlayacak şekilde kurgula mal ve dünya ile olan ilişkini… Ardında bıraktığın mal-mülk kullanıldıkça, devri daim oldukça servetin; ruhaniyetin sebeplensin, hanene aksın sevabı… Sorgu sualde, ilahi mizanda utandırmasın seni servetin, yakandan tutup perişan etmesin o uğurda yediğin kul ve kamu hakları… Ahirette yoldaşın olsun, infakın, sadakan, Allah yolunda bağışlayıp harcadıkların…
Yatırım tavsiyemdir, vizyonun “Allah rızası” olsun, kazanırken de harcarken de… Geçici âlemde kazandıkların, sonsuz âlemde sermayen olsun… Bu dünyada kitabına uydurduklarının, öteki âlemde hesabı çetin olacak ki, zerre miskal şaşmaz teraziler var orada…
Sonra evlat… Ah evlat, ne büyük nimettir kıymetini bilene… Doğuşu mucize, varlığı bereket, sevgisi ilahi ikram, soyun, geleceğin, medar-ı iftiharın, imtihanın, öte dünya için geride bıraktığın sermayen, manevi gelir kapın…
Aklıselim bir adam, akıllı bir yatırımcı, evladına, müstakbel varisine yapar yatırımını… O doğmadan kurgular onun istikbalini…
Eski bir velimle karşılaştım, oğlundan şikâyetçiydi, “dersleri kötü, kafası basmıyor” filan dedi… “Saygısızlığı, serseriliği, içkisi, uyuşturucusu, kötü alışkanlığı var mı?, seni utandıracak hal ve hareketi var mı, inançsız mı? ” diye sordum. Çok şükür hiç bir kötü halini görmedim, namazında niyazında üstelik, kötü arkadaşları da yok, asla yalan söylemez, dürüsttür…” bir çırpıda bir sürü meziyet saydı oğluna dair… Dedim ki, “zekâ, güzellik, yakışıklılık, bedensel, zihinsel engel ne övünülecek, ne de hayıflanılacak şeyler değil, bunlar Allah’ın takdirinde olan hususlar, Allah zekâyı da fiziksel özellikleri de eşit dağıtmamış insanlara ama herkesin imtihanını o nispette yapacak, bu yüzden evladına buğzetme hakkın yok. Bizim övünebileceğimiz ve gurur duyabileceğimiz, onun ahlakı, karakteri, yaşam disiplini, inançlı hali dir… Bunlara katkımız var çünkü. Doğduğu andan yetişkin haline kadar, her aşamada kişisel gelişimine ve psikolojisine ne yatırım yaptıysak onu görecek, onunla iftihar edecek ya da hayıflanacağız… Hayata, dünyaya ve geleceğe miras bırakacağımız bir evlat, bizim aynamız ve bizim imtihan başarımız olacak…
Akıllı bir insan, merhametli ve inançlı bir ebeveyn Allah’ın lütfu biricik evladını ihmal etmez, başıboş bırakmaz, insafsız ve izansız bir çevreye terk etmez… Yeteneklerini keşfetmek, o doğrultuda teşvik ve destek olmak, zekâsı ölçüsünde eğitim imkânı sunmak, ahlak ve maneviyat gelişimine hem kişiliğiyle, hem uzmanların desteğiyle, hem rol model insanları rehber ederek önder olmak zorundadır ebeveyn…
İyi bir insan, merhametli, milli manevi duyguları yüksek, şahsiyetli, karakterli, vatana millete faydalı bir evlat en mükemmel, en akıllıca yatırım değil midir? Hem bu dünya için, hem baki alem için en iyi sermaye değil midir?…
Öldüğünüzde ona bırakacağınız muhtemel servetinizi, sağlığınızda harcayın, eğitimine, ruh ve beden gelişimine… Merhametinizle, takvanızla, yardımseverliğinizle, kişiliğinizle, vatana, millete, bayrağa bağlılığınızla ömür boyu örnek olun, kahramanı olun evladınızın…
Yatırım tavsiyemdir, mutmain olacaksınız, bir koyup milyon kazanacaksınız…
“Ircıği ila rabbiki razıyeten merzıyye”… ye mazhar olacaksınız sonunda, daha ne olsun…
YUSUF ŞEVKİ YÜCEL
26.01.2026 | [email protected]