Hepimiz ilk diyete başlarken kendimize katı kurallar koyarız. Genellikle listenin başında “ekmek yok, şeker yok, hamur işi yok” gibi cümleler yer alır. Peki bu yaklaşım gerçekten sürdürülebilir midir?
İnsanlar “yasak” kelimesini duyduğunda, o yiyeceği normalde canı istemese bile yeme isteği artabilir. Yasaklanan şey, bir anda daha cazip ve daha çekici hâle gelir.
Peki neden?
Sorun ne ekmektedir ne şekerli gıdalarda ne de başka bir besinde. Asıl sorun, o yiyeceğin başına eklenen “yasak” kelimesidir.
Diyet sürecinde bir yiyeceğe yasak demek, beynin bunu bir tehdit gibi algılamasına neden olur. Artık yenemeyecek olma düşüncesi, o yiyeceği zihinde daha değerli ve ulaşılması zor bir hedefe dönüştürür.
Bu yüzden diyet yaparken, normalde tatlı düşkünü olmayan kişilerin bile canı tatlı çekmeye başlayabilir. Zamanla kişi, gün içinde neredeyse sadece yasaklanan yiyecekleri düşünür hâle gelir.
İyi haber şu ki bu süreç çoğu zaman geçicidir. Hem psikolojik hem de fizyolojik olarak, bir yiyeceği bir süre tüketmediğinizde vücudunuz eskisi kadar istememeye başlar.
Ancak yasak kavramına fazlasıyla odaklanıldığında, bedeniniz aslında istemese bile siz onun istediğini düşünebilirsiniz.
Özellikle yasaklarla dolu bir diyet sürecinde, yapılan küçük bir kaçamak bile yoğun bir suçluluk hissine yol açar.
Ardından gelen “nasıl olsa bozdum” düşüncesi, kalan günlerde de diyete uyulmamasına ve “pazartesi yeniden başlıyorum” cümlesiyle sonuçlanan bir kısır döngüye dönüşür.
Oysa sürdürülebilir bir diyet, yasaklar üzerine değil denge üzerine kuruludur. Denge temelli bir beslenme planı, hayatın içine daha kolay uyum sağlar.
Sosyal ortamlarda ya da kendinizi iyi hissetmediğiniz zamanlarda normalde yemediğiniz bir yiyeceği tüketmek, sizi suçlu hissettirmekten çok bedeninizin esnekliğe de ihtiyacı olduğunu hatırlatır.
Sürekli kendinizi kısıtlamak yerine porsiyon kontrolünü öğrenmek; diyete uymaya çalışmaktan ziyade, diyeti kendi hayatınıza uyarlamak daha sürdürülebilir bir sağlıklı yaşam sunar. Önemli olan yasaklarla hızlı kilo vermek değil, dengeli bir beslenme ile uzun vadede kalıcı sonuçlar elde edebilmektir.
Unutmamak gerekir ki hiçbir besin tek başına kilo aldırmaz, hiçbir besin de tek başına kilo verdirmez. Önemli olan tüketim sıklığı, porsiyon miktarı ve kişinin o yiyecekle kurduğu ilişkidir.
Çikolatayı tamamen hayatından çıkaran biri, günün birinde onunla mutlaka kontrolsüz bir şekilde karşılaşır. Ancak çikolataya izin veren, onu suçlu bir besin olarak görmeyen biri için bu yiyecek zamanla sıradanlaşır.
Bu süreçte kendinize sormanız gereken en önemli sorulardan biri şudur:
“Bir yiyeceği gerçekten seviyor muyum, yoksa sadece yasak olduğu için mi istiyorum?”
Beslenme bir irade savaşı değil; beden ve zihin arasında kurulan bir iş birliğidir. Yasaklar bu iş birliğini güçlendirmez, aksine çatışmayı artırır. Ve çoğu zaman, yasaklanan şey en masum olandır.
Dyt. Berre Sude Mestan
@dyt.berremestan