Toplumda yaygın olan “zayıflık sağlıktır” algısı pek çok kişinin fark etmeden kendi bedenine zarar vermesine yol açabiliyor.

Bu nedenle konuyu estetikten çok fizyolojik gerçeklerle değerlendirmek gerekir. Çünkü beden yalnızca nasıl göründüğümüzle değil nasıl çalıştığıyla anlam kazanır.

Sağlığı değerlendirmede en sık kullanılan göstergelerden biri Beden Kitle İndeksidir. BMI kişinin kilosunun boyunun karesine bölünmesiyle hesaplanır kg bölü metre kare. 18.5 ile 24.9 arası normal kabul edilir. 18.5’in altı düşük kilolu yani zayıf kategorisidir.

Ancak BMI tek başına yeterli değildir sadece bir fikir verir. Kas oranı yağ dağılımı yaş ve yaşam tarzı gibi pek çok faktör bu tabloyu değiştirir. Yine de düşük değerler vücudun yeterli enerji alamadığını düşündürür ve bu durum çoğu zaman göz ardı edilir.

Zayıf olmak özellikle kas kütlesi de düşükse vücudu zayıf düşürür. Sağlıklı bir bedende kas oranı önemlidir. Kas dokusu sadece hareket için değil metabolizma için de gereklidir.

Dinlenme halinde bile enerji harcayan aktif bir dokudur. Bu nedenle kas oranı düşük olan bireylerde metabolizma hızı da düşebilir.

Günlük yaşamda daha çabuk yorulma merdiven çıkarken zorlanma gibi durumlar sık görülür. Yani zayıf olmak her zaman hafif ve enerjik hissetmek anlamına gelmez.

Hem kas hem yağ oranı düşük olduğunda tablo daha belirgin hale gelir. Vücut yeterli enerji bulamaz. Hayatta kalmaya odaklanır. Hormon üretimi geri plana atılır.

Kadınlarda adet düzensizlikleri görülebilir. Erkeklerde enerji düşer. Genel olarak yorgunluk artar. Uyku kalitesi bozulabilir. Bunun nedeni vücudun tasarruf moduna geçmesidir. Enerji yoksa sistemler yavaşlar.

Sindirim sistemi de bu durumdan etkilenir. Yetersiz beslenme bağırsak hareketlerini yavaşlatır. Kabızlık şişkinlik emilim sorunları ortaya çıkabilir.

Bağırsakların düzenli çalışması için lif alımı su tüketimi ve yeterli enerji gerekir. Yani az yemek her zaman hafiflik sağlamaz bazen sistemi yavaşlatır ve kişinin yaşam kalitesini düşürür.

Bağışıklık sistemi de zayıflayabilir. Yetersiz enerji ve protein alımı vücudun kendini onarma kapasitesini azaltır.

Daha sık hastalanma iyileşmenin uzun sürmesi gibi durumlar ortaya çıkabilir. Bu da zayıf olmanın görünmeyen ama hissedilen tarafıdır.

Bu noktada önemli bir konu da psikolojik boyuttur. Sürekli zayıf kalma çabası kişinin yemekle olan ilişkisini bozabilir.

Açlık tokluk sinyalleri göz ardı edilir. Suçluluk duygusu gelişir. Yeme davranışı kontrol edilmesi gereken bir alan haline gelir. Oysa sağlıklı bir yaklaşımda bedenle iş birliği vardır mücadele değil.

Çözüm aslında nettir. Vücudu aç bırakmak değil onu desteklemek gerekir. Düzenli egzersiz özellikle kas kütlesini artıran çalışmalar önemlidir.

Pilates gibi kontrollü egzersizler beden farkındalığını artırır. Ağırlık egzersizleri kas gelişimini destekler.

Dengeli ve yeterli beslenme bu sürecin temelidir. Karbonhidrat protein ve yağ dengesi sağlanmalı.

Tek tip beslenmeden kaçınılmalı. Amaç kilo kaybetmek değil vücudu güçlendirmek olmalıdır.

Dyt. Berre Sude Mestan

@dyt.berremestan