Çoğu kişi öğününü bilgisayar başında, telefon ekranına bakarken ya da bir yere yetişmeye çalışırken farkında bile olmadan birkaç dakika içinde tamamlıyor. Oysa bedenin ritmi, hayatın hızından biraz daha farklı çalışıyor.

Yemek yiyorum ama doymuyorum cümlesini çevrenizden veya kendinizden duymuşsunuzdur.

Çoğu zaman bunun nedeni yalnızca porsiyonlar değil, yeme hızının kendisi olabiliyor. Çünkü beynimizin doygunluk hissini algılaması belirli bir zaman alıyor.

Araştırmalar mide ve bağırsaklardan gelen tokluk sinyallerinin beyine ulaşmasının yaklaşık 20 dakika sürdüğünü gösteriyor. Yani çok hızlı yemek yendiğinde, beden aslında henüz “yeterli” mesajını oluşturamadan yemeye devam etmiş oluyoruz.

Bu durum özellikle hızlı tüketilen öğünlerde daha belirgin hale geliyor. Kişi fiziksel olarak oldukça fazla besin tüketmesine rağmen zihinsel olarak hâlâ “tam doymadım” hissi yaşayabiliyor.

Çünkü doyma sadece midenin dolmasıyla ilgili değil beynin, hormonların ve sinir sisteminin birlikte yönettiği karmaşık bir süreç.

Yavaş yemek ise bu mekanizmanın daha sağlıklı çalışmasına yardımcı oluyor.

Lokmaları daha fazla çiğnemek, çatalı ara ara bırakmak, nefes almak ve yemeğe gerçekten odaklanmak, beynin tokluk sinyallerini daha net algılamasını sağlayabiliyor. Bu nedenle yavaş yiyen kişiler genellikle daha küçük porsiyonlarla doyduklarını fark ediyor.

Sindirim ilk olarak ağızda başlıyor. Besinlerin yeterince çiğnenmesi, mideye giden yükü azaltıyor ve sindirimi kolaylaştırıyor. Çok hızlı yemek ise beraberinde daha fazla hava yutulmasına neden olabiliyor.

Bunun sonucu olarak şişkinlik, hazımsızlık, mide rahatsızlığı ve öğün sonrası ağırlık hissi daha sık görülebiliyor.

Özellikle stresli ve aceleyle yenilen öğünlerin ardından hissedilen şişkinlik veya doluluk hissi çoğunlukla ne yediğimizle değil, nasıl yediğimizle de ilişkili oluyor.

Yavaş yemenin bir diğer önemli etkisi ise sezgisel yeme davranışı üzerinde görülüyor.

Çünkü kişi hızını azalttığında beden sinyallerini fark etmeye başlıyor. Gerçek açlıkla can sıkıntısını, fiziksel ihtiyaçla duygusal yeme isteğini ayırt etmek kolaylaşıyor.

Hızlı tüketilen öğünlerde ise çoğu zaman beden değil, otomatik alışkanlıklar devreye giriyor. Tabaktaki yemek bitene kadar devam etmek, farkında olmadan atıştırmak ya da ekran karşısında ne kadar yenildiğini hatırlamamak bu nedenle oldukça yaygın.

Burada önemli olan kusursuz şekilde yavaş yemek değil elbette. Hayat temposunda her öğünü uzun sofralara dönüştürmek her zaman mümkün olmayabiliyor. Ancak küçük değişimler bile fark yaratabiliyor.

Lokmaları biraz daha fazla çiğnemek, öğün sırasında telefonu bir kenara bırakmak, birkaç dakikalığına bile olsa yemeğe odaklanmak gibi davranışlar basit gibi görünse de bedenin tokluk mekanizmasını destekleyen önemli adımlar oluyor.

Dyt. Berre Sude Mestan

@dyt.berremestan