Tarih bize şunu öğretir:
Bir toplum her zaman dışarıdan yıkılmaz. Çoğu zaman içeriden çürütülür.
“5. kol” kavramı ilk kez İspanya İç Savaşı’nda kullanıldı. Madrid’e ilerleyen dört askeri kolun yanı sıra, şehir içinde onlara hizmet eden bir beşinci kol vardı. Silah taşımazlardı; zihin taşırlar, algı üretirler, korku yayarlar, düşmanı içeriden meşrulaştırırlardı. Bugün tank yok, top yok; ama algı var, dezenformasyon var, fonlanmış dijital ağlar var.
Altay Cem Meriç’e yönelik günlerdir sürdürülen küfür, hakaret, tehdit ve sistematik karalama kampanyası işte tam olarak bu tarihsel şablona oturuyor. Mesele bir kişiyi sevmek ya da sevmemek değildir. Mesele, kimin hangi dilde, kimin adına ve neyin zeminini hazırlayarak konuştuğudur.
Meriç’e yöneltilen saldırıların merkezinde, özellikle katıldığı konferanslar üzerinden aldığı ücretlerin hedefe konulması dikkat çekiyor. Bu, masum bir “eleştiri” değil; bilinçli bir itibarsızlaştırma tekniğidir. İslami ilim geleneğinde ilim ehlinin emeğinin karşılığını alması ayıplanmamış, bilakis meşru görülmüştür. Buna rağmen “para aldı” yaftasıyla bir ismin linç edilmesi, ahlâk değil; haset ve fitnedir.
Daha çarpıcı olan ise saldırıyı yürüten ağdır. Pusholder, Muhbir, BPT, DarkWeb Haber, TamgaTürk gibi sözde “haber sayfaları”; birbirini besleyen, etkileşimle büyüyen, denetimsiz ve şeffaflıktan uzak bir medya ekosistemi kurmuş durumda. Bu ağ, fonlanan içeriklerle eş zamanlı paylaşımlar yapıyor; hedef belirliyor, dil birliği kuruyor ve sonuç alıyor.
Bu sözde “Türkçü” ya da “bağımsız haber” etiketleri altında faaliyet gösteren hesapların ortak özelliği şudur:
İsrail söz konusu olduğunda yumuşak, Gazze söz konusu olduğunda suskun, Hamas söz konusu olduğunda ise acımasız.
Gazze’de çocuklar parçalanırken “ama” ile başlayan cümleler kuran; İsrail’e gelince hukuk, Hamas’a gelince terör dili kullanan bu zihniyet, sadece politik değil ahlâkî olarak da iflastadır.
İslam ahlâkı nettir:
– Zulme karşı tarafsızlık yoktur.
– Mazlum karşısında susmak, zalimin safında durmaktır.
– Yalanla mücadele etmeyen, yalanın ortağıdır.
Kur’an, “Bir topluluğa olan kininiz sizi adaletsizliğe sevk etmesin” buyurur. Bugün yapılan ise adalet değil; seçici vicdan, çifte standart ve bilinçli algı üretimidir.
Burada mesele Altay Cem Meriç değildir. Bugün o hedefte, yarın başka biri olacak. Çünkü 5. kol faaliyetleri şahıslarla değil, direnç noktalarıyla ilgilenir. Kim ümmet bilincini diri tutuyorsa, kim Gazze’yi hatırlatıyorsa, kim İsrail anlatısına teslim olmuyorsa hedef odur.
En vahimi de şudur:
Bu kirli dili üretenlerin hâlâ platformlarda korunuyor olması, meselenin münferit değil sistematik olduğunu gösteriyor.
İslami ahlâk, bize sadece namazı değil; dili, niyeti, yöntemi de öğretir. Hak, hakaretle savunulmaz. Ama batıl da “ifade özgürlüğü” kılıfıyla aklanamaz.
Bugün susanlar, yarın konuşacak zemin bulamayacaklar. Çünkü 5. kolun en büyük başarısı, silah kullanmadan ahlâkı susturmaktır.
Ve ahlâk sustuğunda, geriye sadece gürültü kalır.