Liseli genç, birinci dönemin son haftasında okulundaki birçok etkinliklere katılmak zorundaydı. Sınıflar arası voleybol turnuvası, bilgi yarışması, seminerler, konferanslar... Ardında bıraktığı iki haftalık yoğun ve yorucu yazılı günlerini bu şekilde eğlenerek, dinlenerek tamamlıyordu. Tâ ki o konferansı dinleyene kadar.
Saçına aklar düşmüş bir edebiyat öğretmeni, kürsüdeydi ve Yitik Hazinenin Kâşifi Prof. Dr. Fuat Sezgin isimli bir sunum takdim etti. İlk defa duyduğu bu isim ile ilgili çok etkileyici bilgiler, zihninin orta yerinde kendilerine sağlam bir yer bulmuştu. Fakat bir şeyden rahatsız oldu nedense.
Akşam yemeğinden sonra babasına, günün özetini geçerken rahatsız olduğu daha doğrusu arkadaşlarından bazılarının rahatsızlık gösterdiği o konuyu da söyleme imkanı buldu.
-Anlat bakayım kızım, bugün okulda hangi etkinlikleri yaptınız?
-Bugün voleybol maçının finali vardı. Çok heyecanlı bir maç oldu baba. Türbinleri bir görecektin, bütün okul heyecanla izledik.
-Peki sonra hangi etkinlik?
-Çok amaçlı salona geçtik. Edebiyat öğretmeni bize Fuat Sezgin'i tanıttı.
-Ha evet, ben de onu tanıyorum. Çok muazzam bir bilim adamı?
-Senden öğrenmek isterdim ama bugün edebiyat öğretmeni, çok etkileyici cümleler kurdu onun hakkında.
-Ne dedi mesela?
-Aklımda kalan ve beni en çok etkileyen şey, günde 17 saat çalışmış olması. Bir insan 17 saat kitap mı okur?
-Evet, bunu biliyordum peki bunu nasıl yapıyormuş?
-Öyle kuvvetli odaklanıyormuş ki odasına biri girip çıktığında bile hiç fark etmiyormuş. İlmî çalışmayı, namaz kılmak gibi değerli görüyormuş ve bize verilen zaman çok büyük bir hazine imiş.
-Yanlış hatırlamıyorsam kızım, “günde 13 saat çalışıyorum” deyince hocası olacak o Alman oryantalist Helmut Ritther “böyle alim olamazsın” diye cevap vermiş ve o günden sonra 70 yaşına kadar 17 saat çalışmış.
-Ha evet, hoca da bunları söyledi. Bir de baba, 27 dil biliyormuş. Sadece bu bilgi bile beni çok etkiledi. Ne demek 27 dil bilmek! Nasıl öğrendi, nasıl kavradı bu kadar dili.
-Evet kızım, gerçekten etkileyici bir şey. İnsan isteyince yapıyor demek ki. Ama bunların bir kısmı sanırım ölü dillerdir, diye biliyorum. Hatırladığım kadarıyla eline geçirdiği o “eski yazma kitapları” okumak için onun dilini öğrenirmiş. Hatta bir ara Ruslara sunum yapacakken üç ay içinde Rusca'yı öğrenmiş.
-Ya babaaa... Sen bayağı biliyor muşsun aslında ama hiç koklatmadım bize bu bilgileri.
-Kızım, sorulunca söylendiğinde ilim daha değerli olur. Gündemimizde hiç olmadı ki Fuat Sezgin Hoca?
-Baba, hocamız konuşurken söze çok güzel başladı. Bir şiir okudu.
“Adı soyadı, açılır parantez.
Doğum tarihi, kısa bir çizgi.
Ölüm tarihi.
Ve kapanır parantez.
Ne varsa işte o iki tarih arasındaki kısa (-) çizgide.
Fuat Sezgin Hoca’nın hayatında o kısa çizgi 94 yıllık bir ömür olmuş.
-Ya evet, ülkemizde üniversitede doçent doktorluk yaparken maalesef siyasi sebepler yüzünden üniversiteden ayrılmış/atılmış. Hocasının daveti ile Almanya'da Frankfurt’ta Gothe Üniversitesinde misafir araştırmacı olarak çalışmış.
AHMET TAŞTAN