Bugün eğitim dediğimiz şey gerçekten insanı mı yetiştiriyor, yoksa onu sistemin dişlileri arasına mı yerleştiriyor? Bu soru artık lüks bir entelektüel tartışma değil; gençliğin ruhunu ilgilendiren hayati bir mesele.

Modern eğitim anlayışı, insanı merkeze aldığını iddia ederken aslında onu işlevine indirgedi. Okullar, üniversiteler; düşünen, ahlak sahibi, sorumluluk bilinci taşıyan şahsiyetler yetiştirmek yerine, “iş görebilen”, “uyumlu” ve “rekabetçi” bireyler üretmeye odaklandı. İnsanın kim olduğu değil, ne işe yaradığı soruluyor.

Bu tabloya bakınca İmam Gazâlî’nin yüzyıllar önce yaptığı uyarı insanın kulağında çınlıyor:

“İlim, amel için değilse delil olur; insanın lehine değil, aleyhine.”

Bugün gençlere sunulan bilgi, onları hikmete değil, mesleğe; ahlaka değil, performansa çağırıyor. Bilgi kalbe değil, CV’ye yazılıyor. Oysa İslam düşüncesinde ilim, insanı terbiye eden bir emanettir. Terbiye yoksa bilgi, insanı yükseltmez; kibirli, yönsüz ve kırılgan kılar.

Modern sistem gençlere özgürlük vaat ediyor. “İstediğin olabilirsin” diyor. Ama bu cümle, görünmeyen bir parantezle tamamlanıyor: Piyasanın izin verdiği ölçüde. İbn Haldun’un asırlar önce söylediği gibi, düzenler insanı kendi sürekliliği için şekillendirir. Bugün de eğitim sistemi, gençliği özgürleştirmekten çok sisteme eklemliyor.

Üniversiteler artık birer irfan mekânı değil, iş gücü hazırlık merkezleri gibi çalışıyor. Zihni geliştirmek değil, kası ve beceriyi parlatmak esas. Halbuki İslam âlimleri insanı yalnızca çalışan bir varlık olarak değil, emanet taşıyan bir şahsiyet olarak görür. İbn Miskeveyh’in ifadesiyle insan, ahlakla insan olur; meslekle değil.

Gençler bu düzenin içinde iki seçenekle karşı karşıya bırakılıyor: Ya çarka uyum sağla ya da dışarıda kal. İşte asıl çıkmaz burada başlıyor. Çünkü sistem, itiraz eden genci “başarısız”, sorgulayanı “uyumsuz”, yavaşlayanıyse “kaybeden” ilan ediyor. Bu, özgürlük değil; modern bir mahkûmiyet biçimi.

Ama bütün bu kuşatmaya rağmen hâlâ bir imkân var. Her genç, kendisine sunulan bu dar hayat tanımını sorgulayabilir. Bilgiyi yalnızca geçim aracı değil, hakikate açılan bir kapı olarak görebilir. İmam Rabbânî’nin dediği gibi:

“İlim, Allah’a götürmüyorsa yük olur.”

Bugün gençliğin asıl ihtiyacı daha çok diploma değil; daha sahici bir yön duygusu, daha derin bir anlam arayışıdır. Eğitim yeniden insanı merkeze almadıkça, ne başarı ne kariyer bu boşluğu doldurabilir.

Belki de yeniden şu soruyu sormamız gerekiyor:
Biz çocuklarımıza meslek mi öğretiyoruz, yoksa insan olmayı mı?