İnsan sabırsız bir varlık. Hemen olsun istiyor. Hakkın şimdi tecelli etmesini, zulmün derhal cezalandırılmasını, duasının anında karşılık bulmasını bekliyor. Olmayınca da dili aynı soruyu üretiyor: “Nerede adalet?”
Kur’an bu soruya uzun uzun cevap vermez. Tek bir cümle kurar ve geçer:
“Allah katında bir gün, sizin saydıklarınızdan bin yıl gibidir.”
Buradaki kritik kelime şudur: sizin saydıklarınızdan.
Yani zaman dediğin şey, evrensel bir gerçeklik değil; insanın icadı bir ölçüdür. Güneşe, aya, takvime bakarak oluşturulmuş bir alışkanlıktır. Kur’an bu ifadeyle insanın elindeki saati alır, masaya bırakır ve der ki: “Bu benim ölçümüm değil.”
Secde Suresi’nde anlatılan şey basittir ama sarsıcıdır: İnsan için bin yıl sürecek bir iş, ilahi düzlemde bir “gün” hükmündedir. Bu, Allah’ın yavaş hareket ettiği anlamına gelmez; Allah’ın zamana tâbi olmadığı anlamına gelir. Çünkü zaman, yaratılmıştır. Yaratılan bir şey, Yaratan’ı sınırlayamaz.
Meâric Suresi’nde geçen “elli bin yıl” ifadesi ise işin daha çarpıcı tarafıdır. Kıyamet günü… Hesap günü… Herkesin “ne kadar sürdü bu?” diye soracağı gün. Ama süre herkese aynı değildir. Çünkü zaman, insanın imanına göre genişler ya da daralır. Mümin için bir göz kırpması kadar kısa olan, inkârcı için bitmek bilmeyen bir bekleyiştir.
Bugün modern fizik bize zamanın sabit olmadığını söylüyor. Hız arttıkça zaman yavaşlıyor. Kütle arttıkça zaman bükülüyor. Einstein bunu matematikle anlatıyor; Kur’an ise bin dört yüz yıl önce insanın algısını hedef alarak söylüyor: Zaman tek tip değildir.
Asıl problem şurada başlıyor: İnsan kendi zamanını merkeze koyuyor. “Benim ömrüm kısa, o hâlde her şey hızlı olmalı” diyor. Kur’an ise şunu hatırlatıyor: Sen fanisin, beklentin acele. Allah bâkîdir, hükmü zamansız.
Bu yüzden zulüm hemen bitmeyebilir. Adalet anında görünmeyebilir. Dua bekleyebilir. Bu bir gecikme değil; iki farklı saatin çakışmamasıdır.
İnsan zamanı bir çizgi gibi görür: başı var, sonu var. Allah için ise zaman, O’nun yarattığı bir boyuttur. Biz zamanın içindeyiz; O zamanın üstünde.
Belki de sorun şu soruda gizlidir: “Neden olmuyor?”
Kur’an’ın cevabı nettir: “Oluyor. Ama senin saatine göre değil.”
Ve insan, bunu anladığı gün sabırsızlığı azalır, isyanı diner, beklemeyi öğrenir. Çünkü anlar ki mesele zaman değil; kimin ölçüsüyle baktığıdır.