Günün birinde tavuk kümesine bir kartal yumurtası düşer.
tavuklar, bu yumurtanın büyük bir tavuğa ait olduğuna inanır.
Kuluçkaya yatan bir tavuğun altında o yumurta çatlar.
İçinden simsiyah kanatlı, keskin gagalı, tuhaf bir yavru çıkar.
Tüm tavuklar şaşkındır ama zamanla alışırlar.

Anne tavuk yavrusuna şunları öğretir:
“Böceği böyle ye, arpayı böyle gagala.
Tehlike gelince kaç. Saklan, olaylara sesini çıkarma.
Başkasının işine karışma, menfaatine bak.”
Ona uçmayı değil, itaat etmeyi öğretti.

-Bir gün yavrunun gözü, gökyüzünde süzülen bir canlıya takılır.
“Anne, bu ne?” diye sorar merakla.
Anne tavuk cevap verir:
“O kartaldır. Kuşların padişahıdır.”
“Ne de güzel uçuyor,” deyip iç çeker.
Anne tavuk sertçe karşılık verir:
“Sakın ona özenme. Asla onun gibi olamazsın.
Senden önce baban, deden, amcan…
Hepsi denedi ama hiçbiri başaramadı.
Sen bir tavuksun ve bir tavuk gibi yaşamalısın.
Bu senin kaderin.” Dedi.

O günden sonra siyah kanatlı tavuk,
ömrü boyunca kartalın ihtişamlı geçişini izler, iç çeker.
Her defasında, “Keşke ben de bir kartal olup uçabilseydim,” diye hayıflanır.
Ama hiç denemez. Çünkü annesinin sözleri aklındadır:
“Sen bir tavuksun.”
Yıllar sonra, siyah, uzun kanatlı, iri tavuk;
ihtişamlı kartalı izlerken ölür.
Onu bir tavuk gibi defnederler.
Oysa ölen bir kartaldır.

Bu kıssa bize şunu öğretir:
Eğer iki nesil esarete alıştırılırsa,
sonraki nesil özgürlüğü hiç tanımadığı için
esareti normal kabul eder.

Yanlışların normalleştiği yerde
doğruyu savunmak ağır bedel ister.

Bugün yanlışı alkışlayan kalabalıklar var.
Doğruyu söyleyenler ise “tehlikeli” bulunuyor.

Bugün yanlış alkışlanıyor.
Ama kümeste herkes “her şey yolunda” diyor.
Çünkü kölelik en çok
normalleştiğinde işe yarıyor.


Asıl soru şu:
Gerçekten tavuk muyuz yoksa,
Uçmayı unutturulmuş kartallar mı?

Selam ve dua ile…