Delikanlı ilk teravih namazını kılacağı camiye giderken o günkü derste edebiyat öğretmeninin dediklerini düşünüyordu.

O nasıl bir meydan okuyuştu ki haykırılan cümleleri duyduğunda tüyleri diken diken olmuştu.

“Bu din benim dinim ise çık, git kardeşim. İstemiyorum seni.” Böyle bir cümleyi nasıl ve niçin söylemişti. Konuşmanın öncesinde ve sonrasında söylediği cümlelerle bu haykırışın sebebi açığa kavuşmuştu ama bu söz çok dokunmuştu delikanlıya. Önünde su birikintisinden kurtulmak için çıktığı kaldırımda ilerlerken konuşmanın diğer cümleleri de servis ediyordu zihnine bir anımsamayla.

“Bize diyorlar ki böyle konuştuğumuzda bizi dinden soğutuyorsun, bizi dinden uzaklaştırıyorsun! Bu din, benim dinimse istemiyorum seni, dinimden çık, git! Ammaaa bu din “senin dinin” ise nereye gidiyorsun, kime bırakıyorsun dinini. “Eşhedü” (ben şehadet ederim ki Allah’tan başka ilah yoktur!) derken ne dediğini, neyi kastettiğini bilmiyor musun?” Şimdi vurgulanmak istenen mesaj yerine oturmuştu.

Bu cümleden sonra kitaptaki konu başlığına bağlı kalarak Mesnevi de insan-ı kamil kavramı üzerinden Ramazan orucu ve eğitim, oruç ve psikoloji gibi kavramlar üzerinde döndü dolaştı cümleler.

İnsan-ı kamil demek, olgun insan demek tabii ki... Bir meyvenin olgunluğundan bahsetmiyoruz. Duyguları düşünceleri ve davranışları dengeli olan insanlardan bahsediyoruz. Düşündüğü gibi davranan; inandığı gibi yaşayan insanları kastediyoruz en alt manada.

Düşüncemizi tetiklemek için başka bir soru üretti bir anda. “Eğer insan-ı kamil değilse nedir insan?” Bu soru da batmıştı delikanlının beyninin kılcal damarlarına. Halbuki çok basitmiş cevabı; ham yani çiğ, yani olmamış.

Camiye yaklaştıkça sınıfın neresinde, hangi jest ve mimik hareketleri yaptığını görür gibi oluyor, o anı tekrar yaşıyordu delikanlı.

“Ramazan ayı geldiğinde Rabbimiz gökten rahmet ve bereketini bol yağmurlar gibi gönderir. Ama bir kul yani sen ya da ben gaflette bulmuş ve bundan haberdar değilsek Ziya Paşa'nın dizelerinde belirttiği zavallı acınası adama benzeriz:

Gökten yağmur yerine inci ve mücevher yağsa

Talihsiz olanın bahçesine bir damlası düşmez.

Nasipsiz insan; akılsız, geri zekalı, ezik bir varlık olarak bu mübarek ayı geçirir. Bu küçük düşürücü kavramların Hz. Peygamber (as) dilindeki karşılığı şudur belki de:

Buyurdular ki (sav): “Burnu yerde sürünsün! Burnu yerde sürünsün! Burnu yerde sürünsün!

-Kimin Ya Resulallah? diye sorduklarında cevaben:

-Ramazan ayı gelir de kendini affettiremeyenin, bir de annesi babası sağken onun rızasını kazanamayanın.”

Ne büyük bir beddua bu. Akıl sahibi bir insanın çok ağrına gidecek aşağılanma cümlesidir lakin sarsarak uyarmak için söylenir ancak.”

(DEVAM EDECEK İNŞALLAH!)

AHMET TAŞTAN