SORU: “Selamünaleyküm kıymetli hocam. Şahsınızın, İbni Teymiye hakkında belirtmiş olduğunuz görüşünüzün itidalli olduğunu, gerek dinledik gerekse okuduk. Ebubekir Sifil hocanın, İbni Teymiye hakkındaki yapmış olduğu tahlili bir vesile ile dinlemiş bulunduk.

Biz sizi, başta Resulullâh sallallahü aleyhi ve sellem olmak üzere ashâbı kiram sevdalısı olduğunuza inandığımız için seviyor sayıyoruz. Derdimiz; inşaallah takılmadan, tökezlemeden Rabbimizin huzuruna çıkmaktır. Bu sebeptendir ki; hafazanallah Allah’ın huzuruna imanî bir arazla çıkmak en büyük endişemizdir.

Buna binaen, imanımızda sıkıntı olmaması ve doğru olana iman etmemiz için aklımıza, kalbimize takılan sualleri cevaplamanız, bizi teskin eder diye ümit ediyoruz. Maksadımız “filan alim mi doğru yoksa diğeri mi?” meselesi değil, imanî bir konuda kalbimize gelen vesveselere bir son vermektir biiznillah.

-Cennet ve cehenmemin veya birinin sonsuz olmaması,

-Allah’ın yarattığı bir mahlukun varlığının ezeli olması,

-Allah’ın Arşa istiva etmesi sonucunda zatının kütlesinin Arştan taşmaması şeklinde bir niteleme, dolayısıyla zatının kütlesinin de bir sınırı olduğu düşüncesi

Rabbimden af ve mağfiret talep ederek, sizlere çok dualar ediyor ve dualarınızda yer bulmayı ümit ediyoruz.”

CEVAP: Aleykümselam. Aziz kardeşim, Ümmetimizin şu darboğaz edildiği karmaşık zamanda dertleşme ve zihin dağıtma anlamında bunları yazışmak istiyorum. Sorunuza cevap vermeyeceğim/veremeyeceğim.

Bunun için lütfen kusura kalmayın. İmanların ve bedenlerin can çekiştiği bir zamanda, Rabbimin benim yazılarımdakileri önüme çıkardığında bu konuları da irdelediğimi görmesini istemem, akıbetim açısından korkarım da böyle bir şeyden.

İki mü’min kardeşiz, elhamdülillah. İki kardeş olarak konuşuyoruz gibi görüyorum. Rabbimden de diliyorum ki, sizinle bu yazışmamızı rızasına muvafık bir amel olarak kabul buyursun.

Aziz kardeşim,Bir kardeşiniz olarak size kendi üzerimden örnekleme yaparak bir hakikati yazmak isterim. Rabbimin lütfu ile babam beni dört yaşında iken Kur’an rahlesine oturttu. Yıl 1964 ocak ayı idi. Bugün 2015 yılının mayıs ayındayız. Yarım asırdan bir yıl da fazla oldu. O gün bugündür elhamdülillah Kur’an rahlesinde öğrenmeye devam ediyorum. Ne olmalı idim ve ne oldum, onu değerlendirme hakkına sahip değildim.

Maazallah bir şeyler oldum da demem kat’iyyen. Ama gördüğünüz gibi yarım asırdır öğrenmeye çalışıyorum. Bu yarım asır zaman zarfında sizin şu üç sorunuzdan hiç biri ile karşılaşmadım. Öğrenme ihtiyacı hissetmedim. Onlar veya benzerleri sorulduğunda duymak istemedim ve bir kaybım olmadı. Bugün siz, çaresiz bir şekilde bu sorulara cevap arıyorken beni buldunuz. Sizden önce belki de yüzbinlerce insan bu soruların cevabı için ömür bitirdi ama hiç biri kendinden başkasını tatmin edemedi. Ya da kendine göre muhteşem cevaplar bulduğunu zannedenler sadece o cevabın aksini iddia edenlerin beyinlerinde daha derin çukurlar açılmasına neden oldular.

Aziz kardeşim,Gayemiz, cennete girecek bir Müslüman olarak yaşamak ise, Ashab-ı kiram da cenneti hak edip gitmiş ilk Müslüman nesil ise, sizinle şu hassasiyetimi paylaşmak istiyorum:

1- Müslümanlık, Kur’an ve Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemi anlama, ona uyma konusunda kıyamete kadar hiç kimse ashab-ı kiram kadar iyi olamayacaktır. Hiç kimse bunu iddia edemez. Ne iddia edenin ne de iddia edilenin aksini ispat etmesi mümkün değildir. Bu ümmetin dış çizgilerini ashab-ı kiram oluşturmaktadır. Bu paragrafı tartışmıyorum bile.

2- Sizin dile getirdiğiniz bu üç sorunun hiç biri konusunda, yüz yirmi bin sahâbîden tek biri dahi bir soru sormamış, araştırma yapmamıştır. Böyle bir bilgi bize ulaşmamıştır.

3- Ashab-ı kiramın bu konularda sorularının olmaması, dine ve akideye ilgisizliklerinden olduğunu herhâlde hiçbir mü’min söyleyemez. Aksine dine ilgileri ve İslam’ı, mamur olan bütün dünyaya yayma gayretleri bu ve benzeri sorulara dalmalarına vakit bırakmamıştır. Bu durumu kendimize kıyas ederek tefekkür edebilecek alan açacağımızı umuyorum.

4- Ashab-ı kiramdan sonra ise bu konulara ilgi artmıştır. Bu konulara ilginin arttığı zamanlarda ise, mü’minlerin dünyevileşme temayülleri de artmıştı. Medreselerde bu konular üzerinde geçirilen yıllar, işgal edilen Kudüs’ü, unutulan Endelüs’ü ezici bir acı olarak bağrımıza basmamızla da aynı tarihe rastlamaktadır. Bunu da tefekkür alanımıza alabiliriz zannederim.

5- Benim gibi bir ilim talebesi veya sizin gibi dinini öğrenme heyecanı taşıyan bir mü’min bir kenara, şöhretleri asırları kuşatmış pek çok ilim adamı bu konularda yazmış ve konuşmuşlardır. Her iki taraftan da yazan çizen vardır. Her tartışmadan sonra yara derinleşmiş ama asla bir nebze diğer tarafı anlama veya ikna olma durumu oluşmamıştır. Bir tek ilim adamı çıkıp ta: ‘Ben yanlış düşünüyormuşum.’ dememiştir bugüne kadar. (DEVAM EDECEK İNŞALLAH!)

NURETTİN YILDIZ