Merhaba İnegöl'ün güzel insanları!

İnegöl'ün tarih ve kültürüne dair yazılarımıza devam ediyoruz.

Tarihin sadece kitaplardan ibaret olmadığını, bizzat toprakta, bir köy çeşmesinde ya da hüzünlü bir mezar taşında yaşadığını bazen acı bir tecrübeyle öğreniriz. Bugün köşemi, İnegöl’ün Yiğit Köyü’nde bizzat şahit olunan, hem canımızı sıkan bir aldatmacayı hem de tarihin bağrından kopup gelen mukaddes bir emaneti anlatmaya ayırdım.

Değerli okurlarım, geçtiğimiz günlerde gerçekleştirdiğim bir araştırma ve inceleme gezisi sırasında, Yiğit Köyü sakinlerinden dinlediğim ve hafızamdan kolay kolay silinmeyecek ibretlik bir hatırayı sizlerle paylaşmak istiyorum. Her şey, bir gün köye Ankaralı olduğunu iddia eden meçhul bir yabancının gelmesiyle başlıyor. Bu şahıs, köylülere adeta bir inanç sömürüsü yaparak şu hikâyeyi anlatıyor:

“Sizin köyde bulunan o mezar-türbedeki zat rüyama girdi. Bana ‘Çok sıkıntıdayım, mezarım çöktü. Benim mezarımı onarıver!’ dedi. Ben de bu manevi davet üzerine köyünüze geldim. Bana müsaade edin, tüm masrafı bana ait olmak üzere Yiğit Baba’nın mezarını tamir ettireyim.”

İhlaslı ve temiz kalpli Yiğit köylüleri, bu sözler üzerine büyük bir sevinçle adama müsaade ediyorlar. Ankara’dan gelen bu gizemli kişi mezarı açıyor, kendince gerekli gördüğü derin kazıları yaptıktan sonra üzerini kapatıp etrafını basit bir taş duvarla çevirerek köyden ayrılıyor. Peki, işin aslı neymiş dersiniz?

Bölgede yaptığım derinlemesine araştırmalarda acı gerçeği öğrendim: Rüyasında Yiğit Baba’yı gördüğünü söyleyen o meçhul kişi, aslında profesyonel bir defineciymiş! Kendine böyle kutsal bir senaryo uydurarak Paşa Yiğit’in mezarında define aramış ve ne yazık ki saf ve temiz köylülerimizi emellerine alet ederek aldatmış.

Peki, definecilerin bile iştahını kabartan bu topraklarda yatan Paşa Yiğit kimdir? Kendisi, Mora fatihi Turhan Bey’in babası ve Osmanlı akıncı tarihinin en şanlı sülalelerinden olan Turahanlar neslinin kurucusudur. İşte bu büyük zatın adını taşıyan Yiğit Köyü, Kurtuluş Savaşı sırasında da çok ağır bedeller ödemiş.

Yunanlılar köyü işgal ettiklerinde, sırf bu tarihi geçmişin hıncıyla olsa gerek, köyde bir takım karargâhı kurmuşlar. Uzun süre burada kalıp terör estiren işgalciler, yirmi kadar masum köylümüzü şehit ederek köy camisinin bodrum katına fütursuzca gömmüşler.

Yunan işgalinin izleri sadece bununla da sınırlı kalmamış. İşgalciler, köy meydanında bulunan ve Baş Çavuşzâde Hüseyin Bey tarafından yaptırılmış olan tarihi köy çeşmesinin Türkçe kitâbesini söküp atmışlar. Söktükleri o mermer levhanın boşluğuna ise Yunanca yazılmış yeni bir kitâbe yerleştirmişler.

İnceleme gezim sırasında bu Yunanca kitâbeyi çeşmenin üzerinde bizzat gördüm. Fakat Rumca bilmediğim için ne yazdığını okuyamadım. Ancak tam o esnada müthiş bir tevâfuk (tatlı bir tesadüf) yaşandı! Yunanlıların söküp attığı o orijinal Osmanlıca mermer kitâyi, Yiğit Köyü Camii’nin minberinin altında korunmuş vaziyette buldum ve satır satır okudum.

O asil mermer levhada tam olarak şu ibare yer alıyordu: “Mâşâallah! Cennet-Mekân, Firdevs-i Âşiyân Başçavuş-zâde Hüseyin Beğ hayrâtıdır. Nûş idene âfiyet ola! Tarih: 1250 / 1834”

Bu mukaddes buluşmanın ardından, o dönem görevde olan köy muhtarına ve köy İmam-Hatibine çok önemli bir ricada bulundum: Bu Türkçe mermer levhayı çeşmedeki ait olduğu o boş yere yeniden monte etmelerini istedim. Çeşmenin ön yüzündeki o okuyamadığım Yunanca levhaya ise dokunmamalarını, tarihin bir ibret vesikası olarak orada kalmasını önerdim. Ümit ediyorum ki bu haklı ricamı yerine getirmişlerdir.

Yazımı noktalamadan önce, Recep Akakuş Hoca’nın kıymetli eserinden derlediğim çok önemli bir tarihi gerçeğin altını tekrar çizmek isterim: Paşa Yiğit, her ne kadar sağlığında Üsküp’te bir cami, medrese ve kendisi için bir türbe yaptırmış olsa da, o dönemin siyasi genel durumu ve şartları gereği ömrünün son yıllarını İnegöl’deki çiftliğinde geçirmiştir.

Vefat ettiğinde ise Üsküp’teki türbesine gömülememiş, İnegöl topraklarına, yani bugün definecilerin talan etmeye çalıştığı bu köye defnedilmiştir. Üsküp’teki boş kalan türbesine ise medrese müderrisi Meddah Baba gömülmüştür.

Toprağın altındaki hazineyi altın sananlar yanılıyor; bizim asıl hazinemiz, o mezarlarda yatan şanlı ecdadımız ve cami minberlerinin altında saklanan asil tarihimizdir. Ruhu şad olsun.

Sıradaki yazımızda görüşmek üzere! Yaşam sevinciniz eksik olmasın!

MURAT ALTIN