İsmet Özel’in İslâm için çok mühim bir kavramsallaştırması var: İslâm’ın toplumsal ayaklanmalara, zamanın ruhu rüzgarının lehimize esmesine yahut katalizör faaliyetlere ihtiyacı yoktur zira İslâm’ın bizler için ikame ettiği şey sürekli devrimdir. Ahmak olmamak ve buradaki devrim kelimesine takılmamak gerekir; dilerseniz inkılap yahut ihtilal deyiverelim. Müslüman için nispet edilen toplumunda gördüğü bozukluklara karşı mütemadiyen sesini çıkarmasıdır. Hz. İbrahim’in gibi eline baltayı alıp bazen putu kırmak, Hz. İsa gibi ruhbana karşı durmak, Hz. Yusuf gibi sabretmek ya da adı bizlere bahşedilmemiş nice cesur nebiler gibi ölüme gitmek.
Ben demiyorum, Hegel’de diyor! Hegel için, gerçi Türk Felsefecisi için Hegel ile Kant’ın din ile hiçbir bağı yoktur (!), Geist’ın tarihte mütemadiyen ilerlemesi, ikame olması ve filizlenmesi dinin bir devrim metodu olarak sürekli ilerlemesi şeklinde gerçekleşecektir. Bu yüzden ateşli bir Protestandır ve Wittenberg’in kapısına cesurca tezlerini asan Luther’in peşinden gider. Din Hegel için tarihsel ilerlemenin başat figürlerinden birisidir. Türk Felsefecisinin göremediği bu kavramsallaştırmayı Hikmet Kıvılcımlı zekice görecek ve eserinde bunu İslâm çerçevesinde ele alacaktır.
O halde söze giriş yapalım, bugün yaşadığımız buhranlar nedir böyle! İşin yapısal ve hukuki problemlerini bir kenara bırakmak gerekir, en azından bu denememiz çerçevesinde. Hukukun ve anayasal devletin problemlerimizin çok büyük bir kısmını çözeceğinden şüphem yok. Ancak bütün problemlerimizi uzun vadede çözmeyecektir. Müslümanlar olarak Helaka inanırız, bir toplum nasıl Helak olur? Allah’ın evrene koyduğu aklî/rasyonel kararlara itaat etmeyen, ahlaksızlığı/iş bilmezliği toplumun her bir tarafına yayan, sesini çıkarmayan toplumlar helak olur.
Her zaman mucizevi biçimde helak olmazlar, toplumsal cinnetle yahut iç savaşlarla da helak olurlar. Allah’ın ayetinde beyan ettiği gibi, eski toplumların kalıntıları arasında geziniyoruz, ancak hiç ders çıkarmıyoruz! Bu ne demek? Ders çıkarmayan toplumların yok olduğu bizlere bildiriliyor, medeniyetlerin büyük oranda dönüştüğünden bahsediliyor. Roma halen farklı biçimlerde yaşıyor ancak Batı toplumlarına dönüştü. Roma’nın anayasal devleti ve hukuku vardı, ancak helak oldular. Bu bir Müslüman için çok şey anlatmalı.
Helaka nasıl direniriz? Bunun iki metodu vardır: İlki anayasal devlet kurmaktır, ikincisi ise gerçeği haykıran bir toplum olmaktır (Dikkat ediniz, yaratmaktır yahut kurmaktır demedik). Anayasal bir devlet her zaman gerçeği haykıran toplumu yaratmasa bile gerçeği haykıran toplumlar muhakkak anayasal devleti kuracaktır. O yüzden gerçeği haykıran bir toplum olmayı hedeflemek gerekir, Özel’in ve Hegel’in din ile devrimi bir arada kavraması işte şimdi anlam kazandı!
Peki nasıl? Rabbimizin beyan ettiği gibi, Kur’an’da hiçbir şey eksik bırakılmamıştır, nüzul sırasına göre okunduğunda bir toplum nasıl değişir, değiştirilmelidir; bunun metodu nedir sorularına kapsamlı cevaplar kitabımızda bulunur. Eski Ahit, Yeni Ahit ve Kur’an’ı da peşi sıra okuduğunuzda buna dair çok daha kapsamlı cevaplar elde edersiniz. Gerekli cevapların hepsinin Kur’an’da olduğuna iman ediyoruz. Ancak bizler bu seferlik farklı bir yoldan gidelim.
Michel de Certeau, Fransız Filozof ve Teolog. Teolojik Politiği mühim bir kavram üzerine kuruludur: Felsefeyi gündelik hayatıma nasıl entegre edebiliriz? Sokratik bir metot benimseyerek cevaplarını kuracaktır. Ancak doktorasının teoloji alanında Sorbonne’da verdiğini ve bir Cizvit olduğunu unutmayalım. O dinamizmi, biz devrimi diyelim, yığınlara değil bireylere aktarır; Sokrates gibi gerçeği haykırmak gerektiğini vurgular. Gündelik Hayatın Keşfinde kültürel iktidara (Buradaki kastı hükümetlerin iktidarı değildir. Post-Modern Felsefede iktidar, sosyolojik tahakküme sebebiyet veren kurumlara nispet edilir, bir aile de iktidar kurabilir) karşı nasıl durulabileceğini vurgular. Bir toplumun her bireyinin yapabileceği, mücadele edebileceği alanlara odaklanır. Kullanılan dil ile bile bir itiraz üretilebileceğini savunur.
Peki bizlere ne anlatıyorlar? Çok basit: Gündelik yaşama sıçramamış itiraz, hiç kimseyi kurtaramaz! Bütün bu trajik hadiselerin aslında basit bir cevabı var. Eyüp Hoca’mdan değilse: Öğrenciler ne zaman işini layığıyla yapan öğretmenin arkasında durur, ahlaksızlığa direnir; öğretmenlerde talebeleri için her fedakarlığı yapabilecek hale gelir işte o zaman devran döner! İşini layığıyla yapan öğrenci ve öğretmenin yahut insanın “Enayi” olarak addedildiği bir toplumda insanlık tarihinin gördüğü en iyi yasaları uygulayın! Elinizde aynı trajik hadiseler kalır.
Baharları nasıl mı getirebiliriz? Çok basit! Ahlaklıların arasında kenetlenelim, bütün itirazlara rağmen “Enayi” olmayı göze alalım, kısacası doğru olanı yapalım.
ALİ KURNAZ