Hikmet Kıvılcımlı’nın asistanları Latife ve Fuat Fegan’ın hem pratik hem teorik mücadeleleri hem de aşk hayatları pek ilginçtir. Açıkçası onların peşinden gittiği görüşleri benimsemesem de çabalarının pek ilgimi çektiğini itiraf etmeliyim. Latife Fegan’ın biyografisini okurken de Fuat Fegan’a dair birkaç şey dikkatimi çekti.

Çift, siyasi nedenlerle İsveç’teyken ve bir çocukları varken Fuat Fegan arkasında bir takım “Geri dönmeyeceğim” izleri bırakarak kaybolur ki gerçekten sözünü tutar; takriben 1980’den bu yana da kayıptır. Fuat Fegan’ın kaybı bu açıdan beni çok düşündürdü. Bir insan neden hicret eder ya da terk eder? O yüzden bu hafta bir nevi “Hicretin Anatomisini” çıkarmaya gayret göstereceğim. Böylelikle kendimle de hesaplaşacağım ve aynı soruyu kendime de yöneltmiş olacağım.

Çekip gitmek, terk etmek yahut usulca ayrılmak olguları İbrahimî dinlerin hepsinde pek mühim bir konumdadır. İlk ayrılık, Hz. Adem ve Havva’nın ayrılığı olmuştur. İbn’ül Arabi bu hususta en çarpıcı yorumu getirecektir. Arabi; Hz. Havva’nın Adem’in kaburgasından yaratıldığı inancını irdeler. Arabi, bunu erkeğin kadına karşı olan bir tür üstünlüğü yahut evveliyete dayanarak tahakküm hakkı sağlamanın da ötesinde çok farklı bir şekilde yorumlar.

Hz. Havva’nın yaratılışı, Adem’in bütünlüğünün bozuluşu olmuştur. Adem tekrardan bir bütün olmak için Havva’sına kavuşmak mecburiyetindedir. Kısacası Hz. Adem ve Havva’nın bir benlik kazanabilmesi için bas baya birbirlerine kavuşmaları gerekmektedir, bu hicrandır.

Hicranın bitişi ancak kemale ermekle kazanılır. Bu bakımdan insanın dünyadaki vazifelerinden birisi de kemale ermek, bütünlüğünü sağlamak yani ayrılığı sona erdirmektir. İlk Günah’ın ardından Hz. Adem ve Havva’nın bu dünyada birbirini araması da buna delalet eder.

Hz. Yunus, Asur’un başkenti Ninova’da yıllarca İslâm’ı tebliğ etmesine rağmen çok az kişi iman etmişti. Bunun sonucunda Yunus Peygamber kırgınlıkla görev yerini kendince yeniden tayin etti, Ninova’da değil Tarşiş’te İslâm’ı yaymaya karar vermişti. Kısacası imkânsızlıklardan imkâna hicret etmeyi planlamıştı. Yunus Kıssasının en önemli noktası, Allah’ın gazabını değil merhametini ve sevgisini vurgulamasıdır.

Kendi hicret kararının sonucunu çekiyordu. Hz. Yunus, balığın midesindeyken neler hissetti tam olarak bilmek zor ama bilmek gerekiyor ki peygamberin görevi ve sıfatı hicret kararının bir sonucu olarak verilmişti. Ninova’ya tekrar döndüğünde bu sefer kent helak olmadı. Hicret ona hatalı da olsa bir şey öğretmişti: Rabbin sonsuz merhametini.

Çekip gitmek, mücadelenin gerisine çekilmek yahut terk etmek. Soren Kierkegaard yahut Augustinus’un yaptığı gibi daha çok ilim için birisini terk etmek. Bunun anatomisini neredeyse 5 yıldır yapmaya çalışıyorum. Bu duyguların altında büyük bir korku da yatıyor, hakikati bulamadan ölme korkusu. Herkes ayak bağıymış gibi geliyor, bu yolda tek başına olman gerekiyormuş gibi.

Fuat Fegan neden çekip gitti, onun bizim gibi bir “hikmet” duygusuna sahip olmasa bile inandığı Devrim düşüncesine artık yararlı olmadığı duygusuyla harekete geçtiğine inanıyorum. Latife Fegan’da böyle düşünüyor. Art ardaya aldığı başarısızlıklar sonucunda kendi iç dünyasına yönelmek, daha farklı bir şeyler mi keşfetmek istedi kendi içinde bilemiyorum ancak onu suçlayamam.

Karısını ve çocuğunu gurbette tek başına bırakan birisini mi savunuyorum? Hayır. Ancak onun da söyleyecek çok sözü olduğuna, hatta hepimizden daha çok sözü olduğuna, inanıyorum. Bu biraz mizaç biraz da inanç işi.

Fuat Fegan’ın hicreti, terk edişi bize ne anlatıyor? Sorumsuzca ve ahlaksızcaydı ancak şuursuzca değil. Bu sadece bu tarz duygulara sahip insanların birbirini anlayabileceği türden bir olay. Her hicret özünde bir noktada mücadeleden kaçış, bir kimlik arayışı ve bir terk ediştir. Yeni bir benliğe ve kişiliğe doğru bir yöneliştir. Hicretin sonucunda hep birileri üzülür, birileri terk edilir.

Ancak hicret insana yeni bir benlik bahşetmez, geçmişimizi terk edemeyiz. Bütün bu süreçler bana gösteriyor ki hicrette asıl soru şu olmalı: Ben neyden kaçıyorum? Bunun cevabını akıllıca vermemek insanı büyük felaketlere gebe eder. Fuat Fegan başarısızlıktan, yenilgilerden ve zannımca biraz da sevgisinden kaçtı. Daha büyük bir şeyin parçası olmalıydı: Kierkegaard ve Augustinus gibi. Hicret, hayalleri yıkılanların eylemidir.

Bana asıl cevabı ise Kitabı Mukaddes’ten 1. Korintliler 13:2 verdi: “… bütün sırları bilsem, her bilgiye sahip olsam, dağları yerinden oynatacak kadar büyük imanım olsa, ama sevgim olmasa, bir hiçim”.

ALİ KURNAZ