Geldiğin gibi gittin.
hayatımıza bir bereketle geldin.
dokundun ve ruhumuzun tozunu alıp gittin.
Sen sadece mideleri değil,
ruhumuzu da terbiye ettin;
nefsimize diz çöktürdün.
Bu, akılla açıklanan bir açlık değildir.
Kalple tasdik edilen bir teslimiyetti.
Her gelişin beni heyecanlandırdı.
Her gidişin ise, hüzne boğdu.
Hatırlar mısın?
Batı Afrika’da, Gambiya’da seni misafir etmiştim.
50 derecelik o kavurucu sıcakta...
Orada öğrendim ki!
insanı ayakta tutan ekmek ve su değil;
iman ve sabırmış.
Bu sene ise serin esintilerle,
kısa günlerle geldin.
bir rahmet, bir kolaylık oldun.
Seni bir daha misafir edebilir miyiz,
Bilmiyoruz.
Kıymetini bilenler, seni bir arınma mevsimi bildi.
Kıymetini bilmeyenler ise;
seni sadece bir mide açlığı olarak gördü.
Ruhlarını aç bırakıp sadece midelerini yordular.
Büyük bir zattan duydum ki:
"Oruç, bizi kendi tokluğumuzdan utandırıp başkasının açlığına koşturuyorsa amacına ulaşmıştır."
Biliyoruz ki ;
sadece bizim refah içindeki sofralarımıza uğramadın.
Dünyanın öbür ucunda,
gökyüzüne baktığında hilali değil de ölümü getiren uçakları görenlerin de yanındaydın.
İftarını dua yerine feryatla açanların da nisafiri oldun.
sofrası bombalarla dağılan mahzun çocukların da misafiri oldun.
"çaresizlik orucunu" tutmak zorunda kalan mazlumların da misafiri oldun.
Biz mi Seni Tuttuk,
Yoksa Sen mi Bizi?
Biz seni tuttuğumuzu sandık ama aslında sen bizi tuttun.
Kibrimizden,hırslarımızdan, dünyevi bağlarımızdan çekip çıkardın;
Bizi bize hatırlattın.
Ey Aziz Misafir!
Bir daha seni ağırlamaya ömrümüz vefa eder mi bilinmez.
Ne olursun giderken bizden şikâyetçi olma.
Başındaki rahmeti, ortasındaki mağfireti ve sonundaki o azaptan kurtuluş müjdesini kalbimize mühürle de öyle git.
Sahi
bizden memnun kaldın mı?
Ey Şehr-i Ramazan.
Selam ve dua ile...