8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutlarken, geçen hafta bu ülkede bir kadın öğretmen öğrencisi tarafından katledildi. Görsel medyada öğretmen olduğu için ancak 4-5 dakika yer alabildi; eğer öğretmen olmasaydı herhalde 45 saniyede “bir kadın öldürüldü” denilip geçilecekti. Oysa asıl olan bir kadının ya da bir öğretmenin ölmesi değil, bir insanın öldürülmesidir.
Geçen yıl da bir okul müdürü, öğrencisi tarafından odasında silahla öldürülmüştü. Ondan ders aldık mı? Almadık. Şimdi de Fatmanur öğretmenimizi kendi öğrencisi bıçaklayarak öldürdü. Demek ki neymiş; yaşanan hadiselerden ders çıkarmalıymışız.
Bu sorunun birkaç ayağı var: Millî Eğitim Bakanlığı, okul, öğretmenler, velilerimiz (anneler, babalar, ebeveynler) ve çocuklarımız (öğrencilerimiz). Baktığımızda şu soruyu sormamız gerekir: Acaba biz veliler çocuklarımızı nasıl yetiştiriyoruz? Çocuğumuza yedi yaşına kadar öğrenmesi gereken en temel davranışları evde kazandırabiliyor muyuz? Okula nasıl bakıyoruz, öğretmeni nasıl görüyoruz? Öğretmen bir eğitimci midir, yoksa bir dadı mı?
Bakanlık açısından baktığımızda ise öğretmenler artık çok yorgun. Çünkü yıllardır öğretmenlere aslî görevlerinin üzerinde görevler yüklenmektedir. Her genel müdürlüğün kendi anlayışına göre ürettiği projelerin yapılması ve raporlanması isteniyor. Sorarsanız bu projeler gönüllülük esasına göre yapılıyor; fakat bakanlık bu projelerin sonuçlarını rapor olarak talep ediyor. Okul idareleri de ister istemez öğretmenlere baskı yaparak bu projelerin uygulanmasını ve haftalık, aylık, üç aylık, altı aylık periyotlarla raporlarının sunulmasını istiyor.
Bakanlıklar, kurum ve kuruluşlar, dernek ve vakıflar kendi görev ve sorumluluklarında olan faaliyetlerin iş yükünü okullara devrediyor. Öğretmenler verilen bu angarya görevleri tamamlayabilmek için mesai dışında da çalışmaya devam ediyor. Okullar; diğer bakanlıkların, kurum ve kuruluşların, vakıf ve derneklerin angaryalarından kurtarılmalıdır. Öğretmenler, asli görevleri olan eğitim-öğretim faaliyetlerinin yanında başka kurumların görev ve sorumluluklarını da yerine getirmek zorunda bırakıldıkları için iş yükü altında eziliyor; zaman zaman bu angaryalar yüzünden mobbinge uğruyor.
Maalesef okullar, eğitime ve öğretime katkısı tartışılır o kadar çok çalışma ile meşgul ediliyor ki öğretmenler okullarda eğitim-öğretim yapabilmek için adeta mücadele veriyor. Her kurum kendini gerçekleştirmek, istatistiksel verilerini yükseltmek için çalışmalar planlıyor ve bu çalışmaların fiilen gerçekleştirilmesinden başlayarak bütün evrak yükünü okullara bırakıyor.
Öğretmenler çalışmaları yapıyor, öğretmenler evrak işlerini tamamlıyor. Fakat evraklar da inandırıcı bulunmuyor; fotoğraf ve videolarla öğretmenlerden bunları belgelendirmeleri isteniyor. Millî Eğitim Bakanlığı artık okullardaki bu sorunu görmelidir. Okullar; başka bakanlıkların ve kuruluşların görev ve sorumluluklarını devrettiği arka bahçeler hâline getirilmemeli, öğretmenler ve okul yöneticileri de onların yardımcı elemanları durumuna düşürülmemelidir.
Bu kadar angarya yükün altında öğretmenler eğitim-öğretime yetişebilmek için canhıraş bir şekilde çalışmaktadır. Yorgun öğretmen; bir taraftan akran zorbalığını önlemeye, bir taraftan bağımlılıkla mücadele etmeye çalışırken kendi can güvenliğini bile ikinci plana atmış durumdadır.
Bu gidişle maalesef okullarda ne cinayetleri önleyebiliriz ne de eğitimi istediğimiz noktaya getirebiliriz. Şehit öğretmenlerimize Allah’tan rahmet diliyorum. Eğitim camiasının başı sağ olsun.
Hayırlı Ramazanlar diliyorum.