Çocuk; masumiyetin, safi niyetin, şirinliğin, güzelliğin, sevecenliğin sembolü. Akla gelecek tüm kötülüklere, çirkinliklere, karanlığa karşı iyiliğin, aydınlığın göstergesi. İçinde ne kötü bir huy barındırabilir ne de düşmanlık ya da art niyet, kötü niyetten uzaktır. Bu yüzden kavga eden iki çocuk, az sonrası hiçbir şey olmamış gibi sarmaş dolaştır.
Karmakarışık bir akıldan, kirlenmiş bir ruhtan, kaskatı kesilmiş bir kalpten beridir çocuklar. Hayal dünyaları zengin, oyunları samimi ve içtendir. Bundandır, onları izlerken doğal halleri, yüzümüzde bir tebessüm, gönlümüzde bir sevinç oluşturur. Küçücük bedenlerinde koskoca bir yürek taşırlar, kim bilir dünyaya hükmetseler ne savaş kalır ne de zulüm...
Peki, çocuklarımızın büyüdüğü zaman dilimi, hangi vakitlerdir? İlk çocukluk dönemi dediğimiz bebeklikten yedi yaş civarına kadar ki süreç, elbette çocuklarımızın aile ile şekillendiği, kıvama geldiği, adeta bir kayıt cihazı gibi anne- baba tutumlarını beyinlerine kaydettikleri evredir. 7 yaş sonrası, çocuğun davranışlarını daha bilinçli yapmaya başladığını görürüz.
Bu sebeple Rahmet Elçisi, evlatlarımızı dinimizin en önemli ibadeti olan namaza alıştırmamızı tavsiye etmiştir. Bu yaştan itibaren sorumluluk bilinci de çocuklarda gelişecektir. Sonrasında 12- 15 yaş arasında ise çocukluktan mükellef olma çağı denilen, iyiyi ve kötüyü ayırt etme çağı gelmektedir. Böylelikle çocukluktan gençliğe doğru adım atan bireyler, kendilerini bulma yoluna girmiş olmaktadır.
Kısacası artık yaptıklarının farkındadırlar ve yaptıklarından sorumludurlar. Kâinatın Sahibi, gençlerimizi artık muhatap almıştır, Rablerine, ailelerine, çevrelerine, doğaya karşı sorumlulukları olan kişilerdir. Bu yüzden de anne- babaları, evlatlarını yetiştirirken bu bilinçle hareket etmelidir. Onlar ebeveynlere emanet canlardır; çiçek gibi özenle, samimi bir kalple, muhabbet, merhamet ve şefkatle sarıp sarmalanmalıdırlar.
Sevgiden yoksun bırakılan, mahrum edilen her çocuk, gençliğinde ve yetişkinliğinde, içindeki kocaman yaranın içini nefret, kin ve düşmanlık ile dolduracaktır. Ve maalesef ortaya kendi çektiği acıyı, başkasından çıkarmaya çalışan cellatlar çıkacaktır.
Günümüzün en büyük sorunlarından olan “suç işleyen ve bundan pişmanlık duymayan çocuklar”, her geçen gün artmaya devam etmektedir. Bunda sevgisiz ve şefkatsiz büyümeleri en temel sebep olsa da tablet, telefon, bilgisayar gibi teknolojik aletlere emanet edilerek, boş verilen bir nesil sıkıntısı da karşımıza çıkmaktadır.
Ve tabi ki hukuksal adaletin boşluğu da en çetin sıkıntılarımızdandır. Bir tarafta sevgi ve şefkatle yetiştirilen Ahmet ve Atlas gibi masum, gözümüzün nuru evlatlarımız dururken diğer tarafta hunharca bir canı katledecek kadar cani ve canavarlaşmış katil gençler toplumda boy göstermektedir. İşlenilen suçlara hak edilen cezalar verilmediği sürece, gerçek bir adaletten söz etmemiz mümkün değildir.
Kâinat kitabımız; “Bir cana kıyan tüm insanlığa kıymıştır.”, diye buyururken, böyle ağır bir cinayete kılıf uydurmak mümkün değildir. Ahmet, Atlas ve nice güzel ana kuzusu, ciğer pare evlatların katli için en ağır cezalar belirlenmelidir.
Bunu yapınca elbette giden evlatlarımızı getiremeyecek ve annelerinin evlat acısını dindiremeyeceğiz ancak başka annelerin yanmasına engel olabileceğiz.
Sözün özü; “İlahi adalette zaman aşımı yoktur. O bir gün mutlaka tecelli edecektir.”
(MEVLANA)
Sevda ÇEVİK