Geçen gün Eyüp Aleyhisselam'ın hayatından bir parça okurken Yüce Rabbimiz Allah (CC) o “Kur'an'da ... ismini de an” diye bize örnek gösterdiği elçilerinin hayatına daha yakından bakmak gerektiğini düşündüm. Onların yaptıklarından öğreneceğimiz şeyler kadar Cenab-ı Allah bunu bize niçin anlatmış sorusunun cevabı da çok önemlidir?
Mübarek kitabında tabiattaki olayları, durumları anlatırken cümle sonlarında “hiç akıl etmezler mi, hiç düşünmezler mi?” diyerek bir farkındalık oluşturup bizi düşünmeye/tefekküre yöneltiyor.
Aklın beslendiği en büyük kaynaklardan biri de tefekkürdür, bunu biliyoruz. Tefekkür, gözle gördüğümüz her şeyi fotoğraflayıp akıl makinesinde işledikten sonra bir çok tespitte bulunmak imkanı verir.
Fikren gelişen insan davranışlar olarak da onarılmak zorundadır ki hakikati daha iyi kavrayabilsin. Hayatının algoritmasını değiştirmek için düşünmüş olmak belki yeterli gelmeyebilir. Bunun yanında gönlümüzün ikna olması için bir de “örnek görmeğe” ihtiyaç vardır. O da kendi dinini (İslam’ı) tebliğ etsinler diye insanlardan seçip gönderdiği peygamberlerin hayatından yani melekler değil de bizim gibi insanlardan bize örnekler veriyor.
İnsan, kendine benzeyenlerden örnekler gördüğünde “bu işin yapılabilirliğini” daha iyi kavrıyor. “O yapmışsa sen de yapabilirsin” anlayışı daha çok yerleşiyor.
Akıl, bu örnekleme işini seviyor, bir de oradan besleniyor. İkna olmak için güzel mantıklı bir sebep oluşuyor. “Körün istediği bir göz, Allah vermiş göz” misali oldu bu. Yetmez tabii.
Aklın sevdiği bir şey daha var ki o da tedbirli olmak... Aklı besleyen en önemli unsurlardan bir tanesidir gelecekle ilgili tedbir almak. Aklın iptal edildiği refleks hareketlerde bile ani bir tedbir alıyoruz. Hemen başımızı korur gibi yapıyoruz mesela.
Akıl kendi varlığını ve işlevselliğini belki de bu üç noktada daha derinden hissediyor. Tabiata bakıp sekilerini, eylemlerini, çeşitli oluşlarını, sayısını, korunmak, yemek vb. temel ihtiyaçların gideriliş biçimini derin derin düşünmek; inanmışlıklarıyla, sabırlarıyla, samimiyetleriyle, tebliğ yapma gayretleri ile, peygamberlerin hayatından örnek almak... Bunların ışığında hayatının bundan sonraki zamanını, ölümü, ölüm ötesi hayatı yani topyekün gelecek konusunda hazırlıklı olmayı, (takdiri de hesaba katıp) yani tedbirli olmak... İşte aklını kullanan bir insan, onu devamlı beslenmiş ve aktif biçimde dosdoğru kullanmış olur.
Beşeri, insan yapan akla karşı, insanın aklını dumura uğratanlar acaba bize neler neler yapmış olabilir diye düşünmek geliyor içimden.
Mesela tabiattan yüz çevirerek olabilir ya da devamlı gördüğümüz tabiat olayları karşısında düşüncesiz/ nötr olmamız onların işine geliyor olabilir. Böylece biz kainatı yaratan Rabbimizin gücünü fark etmemiş olacağız. Sanki onlar tesadüfen olmuş gibi, onlar her zaman orada varmış gibi, düşünerek o ibretlik manzaradan mahrum olacağız.
Ama “örneklik” konusuna gelince orada kendi kahramanlarını, kendi seküler dünyanın elçilerini, sanatçılarını, sporcularını ön tarafa çıkarıyorlar. Onların yaşantılarını milletin göz önüne koyuyorlar ve gençler de bunlardan etkileniyor, onlar gibi olmak istiyorlar.
“Tedbir” konusunda aklı hiç düşündürmüyorlar sanki. Her şeyi insanlar için onlar tasarlıyorlar. Böylece insan, insan olmaktan çıkıyor birer robota dönüşüyor ve kul olduğunu unutuyor.
Bence böyle tehlikeden kendimizi ve bütün insanlığı korumamız için yol bellidir. Aklımıza; tefekkürle işaretleri okumayı, örneklerle ibret almayı, çalışmayla tedbirli olmayı öğretmenliyiz.
AHMET TAŞTAN