Ankara’nın tercih etmesi gereken yol, serinkanlı, çok boyutlu ve uzun vadeli bir stratejik akıldır.

Ortadoğu’da tırmanan gerilim, İran’a yönelik saldırılar ve buna eşlik eden büyük güç rekabeti, Türkiye açısından yalnızca dış politika meselesi değil; güvenlikten ekonomiye, enerjiden diplomatik konumlanmaya kadar çok karmaşık bir stratejik sınavdır.

Amerika Birleşik Devletleri ile Çin arasındaki sistemik rekabet ve Rusya’nın bu denklemdeki rolü, Ankara’nın atacağı adımları daha da hassas hale getirmektedir. Türkiye, coğrafi konumu gereği bu tür krizlerin “uzaktan izleyicisi” olamaz; etkileri doğrudan hisseder.

Abd İsrai̇l İran

Güvenlik

Türkiye, İran’la uzun bir kara sınırını paylaşmaktadır. Olası bir bölgesel savaş, sınır güvenliği, göç dalgaları ve vekil aktörlerin hareketliliği açısından risk üretir. Irak ve Suriye’de hâlihazırda kırılgan olan güvenlik dengesi, İran merkezli bir çatışmanın yayılması halinde daha da karmaşık hale gelebilir.

Ankara’nın önceliği, sınır güvenliğini güçlendirmek, istihbarat koordinasyonunu artırmak ve askeri tırmanışın Türkiye topraklarına sirayet etmesini engellemek olmalıdır. Soğukkanlı ve caydırıcı bir savunma duruşu, panik reflekslerinden daha etkilidir.

Enerji ve ekonomi.

Türkiye enerji ithalatçısı bir ülkedir ve bölgedeki her gerilim petrol ve doğalgaz fiyatlarını doğrudan etkiler. Hürmüz Boğazı’nda yaşanacak bir kriz, enerji maliyetlerini artırarak enflasyon baskısını büyütebilir. Bu nedenle Ankara’nın enerji tedarikini çeşitlendirme stratejisini hızlandırması hayati önemdedir.

Azerbaycan, Orta Asya ve Doğu Akdeniz kaynaklarıyla alternatif hatları güçlendirmek, enerji güvenliğini jeopolitik dalgalanmalara karşı daha dirençli kılar. Aynı zamanda Çin–ABD rekabeti bağlamında küresel ticaret akışlarının yeniden şekillenmesi, Türkiye için hem risk hem fırsat barındırmaktadır. Üretim ve lojistik kapasitesini artıran bir Türkiye, tedarik zinciri kaymalarından avantaj sağlayabilir.

Diplomatik denge siyaseti.

Türkiye bir yandan NATO üyesidir, diğer yandan Rusya ve Çin’le ekonomik ve siyasi ilişkilerini sürdürmektedir. İran krizi, bu çok yönlü diplomasinin sınandığı bir alan olacaktır. Ankara’nın en rasyonel tutumu, askeri tırmanışa karşı açık bir şekilde diplomatik çözümü savunmak ve arabuluculuk kapasitesini öne çıkarmaktır.

Türkiye geçmişte Rusya–Ukrayna savaşında tahıl koridoru girişimiyle belirli bir diplomatik alan açmıştı. Benzer biçimde, İran merkezli gerilimde de gerilimi düşürmeye dönük çok taraflı platformları desteklemek, Türkiye’nin uluslararası konumunu güçlendirebilir.

Büyük güç rekabeti bağlamı.

ABD–Çin rekabeti, artık yalnızca ticaret değil teknoloji, savunma ve finans alanlarında da derinleşmiş durumda.

Türkiye’nin bu rekabette keskin bir saflaşmaya zorlanmaması için stratejik özerkliğini koruması gerekir. Savunma sanayii yatırımlarını artırmak, teknolojik bağımsızlığı güçlendirmek ve yerli üretim kapasitesini yükseltmek bu özerkliğin temelidir.

Aynı zamanda Batı ile ilişkileri koparmadan, Çin’le ekonomik işbirliğini dikkatli ve dengeli bir çerçevede sürdürmek gerekir. Aşırı bağımlılık, hangi blokta olursa olsun, uzun vadede kırılganlık üretir.

İç siyasal ve toplumsal boyut.

Bölgesel savaş atmosferi, iç politikada sertleşme eğilimlerini tetikleyebilir. Oysa Türkiye’nin bu süreçte en büyük gücü toplumsal dayanışması ve demokratik istikrarıdır.

Ekonomik şoklara karşı sosyal politikaların güçlendirilmesi, kamuoyunun sağduyulu bilgilendirilmesi ve kutuplaştırıcı söylemlerden kaçınılması gerekir. Kriz dönemlerinde rasyonel devlet aklı, iç barışı korumaktan geçer.

Kürt meselesi ve sınır ötesi denklemler.

İran’daki istikrarsızlık, Irak ve Suriye’deki güç boşluklarını etkileyebilir. Bu durum, Türkiye’nin sınır ötesi güvenlik politikalarını yeniden gözden geçirmesini gerektirebilir. Ankara’nın burada dikkat etmesi gereken husus, askeri refleks ile diplomatik kanallar arasındaki dengeyi kaybetmemektir. Bölgesel aktörlerle temas kanallarının açık tutulması, ani krizlerin büyümesini engeller.

Sonuç olarak Türkiye’nin önünde üç temel ilke olmalıdır: denge, diplomasi ve dayanıklılık. Denge, büyük güç rekabetinde savrulmamak; diplomasi, askeri tırmanışa karşı barışçıl çözümü ısrarla savunmak; dayanıklılık ise ekonomik ve güvenlik alanlarında iç kapasiteyi güçlendirmektir.

Ortadoğu’da geniş ölçekli bir savaş, hiçbir ülkeye kazanç getirmez. Türkiye’nin çıkarı, yangını büyüten değil söndürmeye çalışan bir aktör olmaktır. Tarih, coğrafi olarak merkezde olan ülkelerin krizlerden ya güçlenerek ya da ağır bedeller ödeyerek çıktığını gösterir. Ankara’nın tercih etmesi gereken yol, serinkanlı, çok boyutlu ve uzun vadeli bir stratejik akıldır. Çünkü bu kriz yalnızca İran’ı değil, bölgenin ve Türkiye’nin geleceğini de ilgilendirmektedir.

Ercan EROĞLU Eğitim Bilimleri Uzmanı, Araştırmacı

[email protected]