Hristiyanlığın Roma’da hakim olmaya başladığı yıllarda Katolik piskopos Hippo’lu (Kuzey Cezayir) Augustinus (ö.430) “paganların ve bütün batıl inançlarının yok edilmesi, Tanrının isteği, Tanrının emrettiği, Tanrının ilan ettiği şeydir” diyor.

Roma siyaseti akıldan uzaklaşıp Hristiyan fanatizminin duygusallığına kapıldıkça bu piskoposun görüşlerini hayata geçirecektir.

Bu Pagan düşmanı filozof-piskoposun görüşleriyle eski Yunan ve Roma bilimi yok edilip 1230 yıllık Roma imparatorluğu (MÖ.753-MS.476) yıkılırken Avrupa ancak Rönesansta uyanacağı 1000 yıllık bir uykuya dalacaktır.

Paganizmi 392’de yasaklatan Katolik Kilisesi 397’de Roma’ya çıkarttığı bir kanunla tüm mabedlerin mallarına el koymuş, taşlarını kilise yapımında kullanma kararı aldırmıştır.

476’da Roma İmparatorluğu yıkılınca Kilise İstanbul’daki İmparatora 529 yılında bir ferman yayınlatır. Bundan sonra Akademilerde ders veren Filozoflar Kiliseye tabi olup vaftiz olacak olmazlarsa ders verme yetkileri ellerinden alınacaktır.

Bu kanunun yayımlanmasından sonra yaklaşık 1000 yıllık Atina Akademisinin başında bulunan (Scholarch) Şam’lı Damaskios 532’de 6 arkadaşıyla (İskenderiyeli İsidore, Kilikyalı Simplicius , Frigyalı Eulamius , Lidyalı Priscianus , Fenikeli Hermias ve Diogenes) birlikte Zerdüşt Sasani topraklarına doğru yola çıkar.

Gerçi Sasaniler Justinianus ile anlaşma sağlayınca Damaskios ve arkadaşları geri dönme hakkına kavuşurlar ama Sasanilerde eski Yunan bilimine duyulan ilgi bitmez. Peki bu ilginin kaynağı nedir?

Bilindiği gibi Sasaniler Zerdüşt inancındadır. Yunan bilimi ve felsefesine ilgilerinin mazisi MÖ.330’larda Büyük İskender’in Zerdüşt Pers İmparatorluğunu yıkmasına dayanmaktadır.

Damaskios’un Sasanilere sığındığı tarihte bu ilginin 860 yıla dayanan geçmişi bulunmaktadır. Kısaca Zerdüşt olan Sasaniler, ataları Persleri yenen Büyük İskender’in kendi kitaplarını çaldığına ve Yunanlılara verdiğine inanmaktadırlar.

Hatta bu bilgilerin anlatıldığı kitaplar Damaskios’tan 230 sene sonra Abbasier döneminde ve Abbasilere hizmet eden Sasani asıllı kişiler tarafından yazılmışlardır.

Bu kitaplar sırasıyla; Ansiklopedik Zerdüşt Külliyatı diyebileceğimiz Arapça yazılmış 8. yüzyıla ait Denkard’ın IV. cildi, Arapça Kitabü’l Mevalid, Mansur’un müneccimi Nevbaht tarafından yazılmış Arapça Kitabün Nahmutan’dır. Bunları Arapça yazanların ana dilleri ise İrani yani Persçe’dir.

Bu kitaplardaki anlatılara göre, dünyadaki bütün bilimlerin yaratıcısı Zerdüşt’tür. İnançlarına göre Zerdüşt “İçinde bütün bilgilerin bulunduğu kitabı Avesta’yı Ahura Mazda’dan (Zerdüşt düalizminde iyilik tanrısı) almıştır.

Zerdüşt, bütün bilimleri dünyadaki bütün dilleri kullanarak, 12 bin ciltlik marda derisine altın mürekkeple yazmıştır. Büyük İskender Persleri yenince bu kitapları Yunancaya çevirtir ve Persçe olan asıllarını yaktırır.

Zerdüşt İranlıların inancına göre eski Yunanda felsefe ve bilimin gelişmesi bu şekilde olmuştur. O yüzden eski Yunanlılara ait ne bulurlarsa kendi ülkelerine getirmeli ve yeniden kendi dillerine çevirmeleri gerekmektedir. Çünkü bu bilgiler Büyük İskender tarafından kendilerinden çalınmıştır.

Demek ki tarih boyunca Katolik Kilisesi gibi geçici toksik düşmanları dışında bilgi hep sahip olunması gereken bir güç olarak görülmüş.

Günümüzde de ABD, Çin, Rusya birbirinden bilgi çalmaya çalışıyor. Kontrol edemeyecekleri bir odak eline geçen bilgiyi manipüle ediyorlar.

İran’ın nükleer enerji kullanımı ABD tarafından engellenmek isteniyor. Belli ki İroni; Büyük İskender’in torunları batılılar (ABD) Perslerin torunlarından (İran) yine bilgi saklamak istiyorlar.

İSMAİL POLAT