İki hafta kadar önce Türkiye Sağlıklı Kentler Birliği’nin yerel COP toplantıları kapsamında İnegöl Belediye Başkanlığımızın öncülüğünde düzenlediği “İnegöl İklim Değişikliği Yerel Taraflar Konferansı” gerçekleştirildi. Programda iklim kriziyle mücadele, yeşil dönüşüm ve sağlıklı kentler hedefi doğrultusunda yerel yönetimlerin vizyonu ele alındı. Kamu yöneticileri, belediye başkanları, akademisyenler ve davetliler vardı orada…
Kaymakamımız sayın Ayhan Akpay, Türkiye Sağlıklı Kentler Birliği Başkanı ve İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay, İnegöl Belediye Başkanı Alper Taban, Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu (UNFPA) Türkiye Temsilcisi Mariam A. Khan program açılışında konunun ehemmiyeti üzerine konuştular...
Gün boyunca panel ve masa toplantılarında iklim değişikliğinin kentler, üretim, tarım, su kaynakları ve insan sağlığı üzerindeki etkileri ele alınırken, yerel yönetimlerin üstlenmesi gereken sorumluluklar değerlendirildi…
Ben de davetliydim ve ilgiyle dinledim anlatılanları… Sorun büyüktü evet, dünya günbegün kötüye gidiyordu evet… Belediye başkanımız Alper Taban’ın öteden beri çevre, temizlik ve yalın belediyecilik üzerine, çevre ve insan sağlığı üzerine samimi gayretine şahidim ve gururla her platformda anlatıyorum bunu… İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay’da da aynı hassasiyeti fark ettim, çok kıymetli tespitler, çok değerli bilgiler, akademik ve politik çözüm önerileri paylaşıldı bu toplantıda. Türkiye bu yıl 31. COP toplantısına ev sahipliği yapacak ve bu yerel toplantılar bu bakımdan çok kıymetliii…
De, ben başka bir pencere açacağım, dünya elitlerinin, iklim değişikliğine bakışı hakkında birkaç kelam edip zamana bırakacağım meseleyi…
Bu konferansların uluslararası finansörünü araştırdım, şu meşhur Bloomberg L.P şirketinin sahibi ultra zengin milyarder Michael Bloomberg miş… Takdir edersiniz ki bu adam bir büyük Yahudi, ve mason… Daha derinden araştırsam, küresel ısınma, Karbon emisyonunun artması, çevre kirliliği, ozon meselesi ve bütün bunlara karşı alınacak global tedbirlerin finansörü, fikir açıcılarının, dünyayı bu hale getirenler olduğunu göreceğim… Çözüm diye sundukları birçok şey, doğanın, tabiatın esasen Allah’ın nizamının tersine işler…
Yerelde, ülke çapında yapılması planlananlar gayet masum ve samimi şeyler, su kaynaklarının verimli kullanılması, atık kontrolü ve geri dönüşüm, fosil yakıtların kullanılmaması, her türlü tasarruf, hijyen filan, çok saygı değer şeyler… Ama uzaydan, atmosfer üzerinden, chamtrail benzeri uygulamalar, bulutların taşınması, ve hatta elektrikli araçların karbon emisyonunu azalttığına dair algılar (Elektrikli araçların aküleri imal edilirken, lityum, titanyum gibi nadir elementlerin çıkartılması esnasında çevreye verilen olağanüstü zarar, ömrünü tamamlayan bataryaların bertaraf edilmesi sorunu) fda, dünya sağlık örgütü, küresel nüfus planlaması, hepsi, hepsi küresel elitlerin ekmeğine yağ sürüyor… Velhasıl işin içerisinde bir Yahudinin, bir Siyonistin parmağı varsa, kıllanıyorum vesselam…
Umarım İstanbul sözleşmesi gibi bir dayatma ile karşı karşıya kalmayız…
Ayrıca, biz Türkler neden hep batının senaryolarına malzeme oluyor, onların üstün(!) vizyonundan medet umuyoruz, her konuda onların beşeri sistemlerine neden teslim oluyoruz... Ki onlar, insanı da canlıyı da sevmezler, kendilerine hizmet etmeyen her anlayışa karşılar, önce hasta eder, sonra kendi gaddar tıplarıyla tedavi eder/öldürürler…
Oysa bizim Kur’an’ımız, Allah’ın nizamını kafamıza vura vura anlatıyor ve ona muhalif, fıtrata mugayir işler yapmamamız hususunda uyarıyor bizleri… Peygamberimiz hakeza, hem sözleriyle hem hal diliyle nasıl yaşamamız gerektiğini gösteriyor bize, bir dinlesek, bir soksak hayatımıza, hukukumuzu o cihette dizayn etsek, kainatın bir periyodu olduğunu, bu zaman dilimlerinde birtakım olayların doğal işleyişinde olduğunu, bunun zıddına iş yapmamız gerektiğini, hayal ettiğimiz her teknolojik aletin, aracın mikro ve makro âlemde bir numunesinin bulunduğunu, “akıl sahipleri için” nice ibretler bulunduğunu, İslam’ın bir sosyoekonomik model, bir toplum nizamı olduğunu bir anlayabilsek/anlatabilsek ve uygulayabilsek…
Bunca araştırma, tespit, değerlendirme ve planlar, bunca masraf... Ve sonucunda kapitalizme, küresel sermayeye, siyonizmin değirmenine su taşıyan politikalara hizmet ediyor olmak, üzüyor/üzecek bizi korkarım…
Bir başka husus, şu belediye başkanlarının yolsuzluk, rüşvet, irtikâp, ihaleye fesat karıştırma ve hatta fuhuş vs iddiasıyla gözaltına alınıp ekipleriyle, çeteleriyle nirlikte tutuklanmaları meselesi… Her hafta ayrı bir belediye bu mevzularla gündeme geliyor, masak raporları var, içeriden şikâyetler, itiraflar, belgeler, kamera kayıtları filan var, paralar havada uçuşuyor, uyuşturucu ve her türle alem var... Nutkum tutuluyor, havsalam almıyor…
Siyasetten bağımsız söylüyorum, bu kadar göz önünde, bu kadar sürekli denetim altında ve en önemlisi de bunca insanın teveccühüne mazhar olmuş bu insanlar, nasıl bu kadar aymaz, bu kadar pişkin, bu kadar cesur ve pervasız olabiliyorlar… Bunca yetimin, garip gurebanın hakkını nasıl vicdansızca zayi ediyorlar…
Çoğu vasıfsız bunların, kamu idaresi görmemiş, ne bürokrasi, yönetim organizasyon, ne imar, ne inşaat, ne ihale, mevzuat, ne muhasebe eğitimi almamış insanlar bunlar... Allah korkusu vicdan ve utanma da yoksa, böyle sapıtıyorlar işte… Belediye başkanı nedir Allah aşkına, sıradan zekayla, hasbelkader bir partiye, bir ideolojiye angaje olmuş, kimi parti liderinin hatırına, kimi edebiyatına tav olmuş, seçilmiş bir adam/kadın…
İlim bilmez, irfan bilmez ama çok oy almış diye beş yıl ona mecbur o ilçe… Hadi yemesin, içmesin dürüst, ahlaklı olsun, ya beceriksizse, ya kafa çalışmıyorsa, gitti beş yıl… (zinhar İnegöl Belediye başkanımı seviyor, takdir ediyorum, onun gibi güzeli de çok var ama) Olmuyor böyle, olmamal… Kaymakamlarımız, valilerimiz var, bu konunun, kamu yönetiminin eğitimini almış, zeka küpü insanlar bunlar... Onlara emanet etsek olmuyor mu?.. Daha fazla eğitelim, donatalım onları ve hükümet kimse o atasın, en ufak ihmal ve hatasında da hesabını sorsun, olmaz mı?.. Kaldıralım şu belediye başkanlığı makam ve saltanatını, amiriyle memuruyla teslim edelim ilçede kaymakama, ilde valiye… Bürokratlarıyla, personeliyle bir güzel idare etsin ili, ilçeyi… Seçim meçim olmasın kardeşim, Cumhurbaşkanını seçelim, milletvekilini seçelim yeter, belki birkaç temsilci mülki amirin meclisine, her partiden, istişare için birer kişi, yeter…
Acilen çözüm üretilmeli bu minvalde, zira yazık oluyor bu ülkeye, bu millete…
Bir başka mevzu, şu meşhur “AHBAP ve çavuşları… Herkesin malumu, milyon, milyar parayı iç etti/ettiler… Gayet güzel niyetlerle verilmiş, belki Allah rıza için, belki vicdan huzuru için yapılmış bağışlar bunlar… Bir muhalif kampanyayla, devletin kadim birimlerini, yüzlerce yıllık hayır kurumlarını, töhmet altında bırakmak suretiyle ve organize bir algıyla, hükümete ve devletin kurumlarına güveni olmayan bir camiayı konsolide ederek paralarını ve duygularını söğüşledi bu vicdansızlar… Kötüsü kumarda, bahiste yediler bu paraları… En kötüsü de, Alev Alatlı’nın Fetö haini için söylediği gibi, “Bunların bu millete verdiği en büyük zarar, bundan böyle hiç bir gerçek mütedeyyin, münzevi bir Allah dostu, bu milletin kuşkusundan muaf olamayacak”… Gerçek bir hayırsever, toplum için, millet için hesapsız, ard niyetsiz, malıyla, mülküyle seferber olan/olacak herkese kuşkuyla bakacak bu millet… İyi niyetli insanlara, kadim müesseselere de zarar verdi bu alçaklar…
....
Yerim, dar olmayaydı, “Manifest” isimli ahlaksız projenin finansörlerinin de Yahudi olduğunu söyleyecektim. Konu çok uzamasaydı, tuvalet kağıdı ve kağıt havlularda, aynı markanın birkaç ay önce sattığı ürünlerindeki hırsızlığı, boyunu kısaltarak, katlarını azaltarak, ortasındaki kağıt ruloyu kalınlaştırarak bizi nasıl soyduklarını anlatacaktım, olmadı, yerim dar, konum uzun zira…
Ezcümle, büyük bir reset bekliyorum her alanda, ama Allah takdir eder ve dinine uygun yeni bir bakiye halk eder, ama biz kendi elimizle hak ederiz, bilemem…